Bir süredir Think & Glow için yazı hazırlamak, izlediğim ve okuduğum hemen her içerikte “bunu yazayım ben” fikri aklımın bir köşesinde duruyordu. Bu fikir aklımın bir köşesinde yavaş yavaş demlenirken hatırladım ki akademik uğraşların en tatsız mesaisine “yaz” diyormuşuz.

İnsanın o sıcakta ve bunaltıda odaklanıp bir şeyler okuyabilmesi, bunları birleştirip çıktı üretebilmesi son derece zor oluyormuş. Her yıl aynı şeyi tecrübe edip şaşırıyorum. Bu motivasyon harbi, 40 derece sıcak gibi unsurların olduğu bu denklemde tek eksik, tam da evdeki tüm kapı pencere açıkken Napolyon’dan günümüze uzanan belediyecilik anlayışının göz bebeği, “inşaatlar yazın yapılır” prensibiymiş.

Mahalledeki kaldırım çalışması nedeniyle tam bir hafta, cayır cayır beton blok kesilen, kazılan, kamyonların ve iş makinalarının cirit attığı sokaklarda Super Mario gibi gezdim. İlk iki gün durumun vehameti anlaşılınca mesai saati sona erene kadar başkentin klimalı kütüphanelerini sokak sokak gezdim ve bir maden ocağından hallince tozlanmış, Western filmi dekorundaki mahalleme akşamları dönebildim. Bu tecrübe bana kütüphanelerin özellikle üniversitelerin Haziran’daki final takvimini atlattıktan sonra, 150 liraya kahve içmeden çatısı altında okuyup yazabileceğim kıymetli alternatifler olduğunu hatırlattı.

Ankara Kütüphaneleri

Ankara’da üniversite kütüphaneleri dışında, öğrenci kimliğiyle giriş gerektirmeyen alternatif bir kütüphane arayanlar için Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi güzel bir seçenek olabilir. Özellikle doktora öğrencileri için ayrı araştırma salonu olduğunu not düşeyim, edevletten günlük giriş kaydı açtırıp girebiliyorsunuz.

Daha merkezi bir seçenek için Bahçelievler’de 7. Caddenin girişindeki emektar Milli Kütüphane’ye ders çalışmak için gidebilirsiniz. Girişte kısa bir kart çıkartma işlemi yapmanız gerekli, yüksek lisans ya da doktora öğrencisiyseniz belirtmeniz daha iyi olur. Milli Kütüphane’ye toplu taşınmanız mantıklı olacaktır çünkü çok merkezi bir semt. Ziyaretlerim içerisinde en yoğun kütüphane konumu nedeniyle burasıydı.

Bunlar haricinde mezun kartımla girebildiğim ancak ödünç materyal çıkaramadığım için biraz bozuk çaldığım, Bilkent Kütüphanesi’ni de dipnot olarak tavsiye ediyorum. Koleksiyonu çok geniş olduğu için saygı sevgi çerçevesinde bir ilişkimiz var.

Bilkent’in yanısıra Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nün emektar Kütüphanesi ise çoğunlukla piyasada bulunması zor İngilizce ve yabancı dilde kaynaklar için birebir. Ankara merkeze biraz uzak olsa da, İncek’teki yeni kütüphane binasıyla Atılım Üniversitesi, çevre ilçelerde yaşayanlar için değerlendirilebilecek bir seçenek.

Ne dinlesem ne izlesem?

Yazın en heyecanlı kısımlarından biri tatil yolculuğu ancak resmi tatillerin önü ve arkası için bu heyecana şerh düşüyorum. Şehirlerarası yolculuklarda en sevdiğim kısım çalma listesi hazırlayıp yola çıkmak. Ancak uzun yolda araç radyosu çalışmıyor. Ben de şahsi radyomu kurarak malum kırmızı platformun Premium özelliği sayesinde video indirme üzerinden aracın USB’sine telefonu şarj edercesine bağlayarak bu sorunu aşma yoluna gittim. Aynı indirme özelliği, malum yeşilli podcast platformu için de geçerli. Böylece hem yol arkadaşım, hem seyyar şahsi radyom oldu. Her yolculuk öncesi oturup 7-8 saatlik bir çalma listesi için güncelleme yapıyorum.

Bu vesileyle ne izlesem dinlesem niyetine paylaşacağım yeni içerikler olacak. Özetle; ara sıra 49w platformunda içerik üreten Ezgi Emel’in Mecbur Muyum? serisi, Töre Sivrioğlu ve Mahir Ünsal Eriş’in tarih anlayışını yeniden sorgulatan Geri Dönüyoruz ‘u ve filtresiz fakat seviyeli bir üslupla dünya gündemini aktaran Fularsız Entellik önerilerim arasında.

Bir Gezinti Taslağı

Gelelim yazın inceliklerine…. 50 derece sıcakta hiçbir turistik aktiviteye yerim olmadığı için tüm tur programlarını elimin tersiyle itip hayallerimi Eylül ayına emanet ettim. Yükseköğretime başlayana kadar yazın en güzel tatil yapılacak zamanlarında defter kitap kaplamış, okul hazırlığında bir neslin bu ülkenin tedrisat sisteminden alacağı var. Bu nedenle ancak acısını çıkarırım diyerek, Eylül başında kendimi yollara vuracağım. Bir fikrim de kat edeceğim bir uzun yol mesafe dahilinde gördüğüm her anıtsal tarihi mekanı ziyaret etmek.

Ancak bugüne dek katıldığım turlarda hiç hoşlanmadığım şeylerden biri arkeolojinin Olimpos magazininden ibaret gibi servis edilmesi ve o kalıntıların toplumsal ve tarihi arka planına değinilmemesi oluyor. Farklı arka planlarlarda tekrarlanan, Zeus’un tebelleş olduğu bir genç kadın hikayesine daha tahammülüm kalmadı. Yılmış bir yerli turist olarak, antik dedikodudan ziyade örneğin kentin iki bin yıllık agorasını, gimnazyumunu dinlemek istiyorum. Bu nedenle herhangi bir antik kente adım atmadan önce, hangi döneme tarihlendiğini de biraz araştırıyorum. Bu sırada keşfettiğim çok kapsamlı, yarım saatlik bölümlerden oluşan bir seriyi önermek istiyorum. Tüm bölümleri izlemiş olsam da, ilgilendiğiniz antik kentin adını bölüm başlığında aratarak çok daha geniş bilgilere erişmeniz mümkün. Bu şekilde gezmek daha keyifli oluyor. Hatta beni bu zamana dek mesafeli olduğum yürüyüş turlarına katılmaya teşvik bile ettiğini itiraf edeyim.

Güzel bir yaz geçirmiş olmanız dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin