
Konumuz yenilenme yani rejenerasyon. Biyolojide karşımıza hücre yenilenmesi olarak da çıkan rejenerasyon; vücudun kendini koruma ve onarmasında yaşamın temel taşlarından biridir ve yaşamın her evresinde önemli bir rol oynayan doğal bir süreçtir. Bunlar zaten sık duyduğumuz aşina bilgilerken daha azımızın bildiği aynı hızda yenilemeyen kalp kası hücrelerinden ve sinir hücrelerinden bahsetmek istiyorum. Cilt ve bağırsak hücrelerine nazaran çok daha yavaş veya hiç yenilenmeyen bu dokuları neden anlatıyorum diye merak edenleriniz olabilir?
Çünkü yaşam benim için bir pusula demiştim bir keresinde ve yaşanılan her döngüde içinde almamız gereken dersleri barındıran gizli bir hazine. Basit bir kağıt kesiği bile yara almamıza neden olurken, iki günde bir yenilenebilen cilt hücrelerinin varlığına karşın yılda yalnızca %1 yenilenme sağlayan kalp kası hücrelerimizin çok sınırlı bir yenilenme kapasitesine sahip olması sizce tesadüf mü?
C.S. Lewis; “fiziksel yaralar, zamanla iyileşebilir, ancak ruhsal yaralar, bazen bir ömür boyu sürebilir” demiştir. Ve Nietzsche eklemiştir; “fiziksel acı geçici olabilir, fakat ruhsal acı, insanın özünde derin izler bırakır. “
Peki bu gerçekliği yaşanır kılan nedir?

İhtimam. Sevgi duyuluna gösterilen özen.
Bu ne olursa, kim olursa. İnsanı iyileştiren yalnızca yaraya sürülen merhem midir? Yaraya merhemi reva gören de iyileştiren olamaz mı?
Sevgi ne olursa olsun kim olursa olsun iyileştirir. Herhangi birine, bir canlıya, bilhassa kendinize duyduğunuz sevgi iyileştirir. Yenilenme sağlar.
Yaşamak, formülü sevgi olan bir denklemdir. Yaşamın bir anahtarı varsa kilidi sevgidir kanımca. Ve kim o kapıyı açamamışsa bilinmelidir ki sevgisizlikle sınanıyordur. Sevmek ve sevildiğini bilmek yaşamı mümkün kılan tek reçetedir. Yalnızca hasta olanların ihtiyaç duymadığı bir reçete üstelik. Sevgi bu dünyada varoluşunu başlatan ve sürdüren tüm varlıkların hakkıdır ve hiç kimseden sakınılmamalıdır.
Bugün bu çürümüş yaşamın bozuklukları bir zamanlar sevgisiz bırakılan her çocuğun tohumuydu. Çünkü bizler içimizde iyi ve kötü tohumlarla dünyaya geliriz. Ve en çok neyi beslersek ona dünüşürüz. O yüzden bir çocukken masum, bir yetişkinken günahkarızdır. Ama yolumuz neyden geçerse geçsin sevgiye rastlaştık mı içimizde ki iyi hatırlatır kendini. Çünkü hiçbirimiz karanlığa doğmadık. Karanlıktan aydınlığa açıldı gözlerimiz. Şimdi hepimiz bu çürümüşlüğün kirini taşıyoruz vicdanlarımızda. Ama dönüşüm hep mümkün.
Bir çiçeği bile büyüten sevgi insanı değiştirmez mi sanıyorsun?

Dilerim her birinizin, her birimizin yaşamı gerçek sevgiye denk düşer.
En çok sevgiyle..
– Cazya







Bir Cevap Yazın