Frankenstein ya da Modern Prometheus, Mary Shelley’nin unutulmaz eseri olarak edebiyata, sinemaya; kısaca sanata ve popüler kültürün hafızasına kazınmış, pek çoğumuzu farklı şekillerde etkilemiştir. Bilimkurgu türünün başlangıcı sayılan bu eser, bizi merak ve obsesiflik arasındaki ince sınıra getirir; man-made horror’ın (insan yaratımı kaosun) nasıl sonuçlar doğurabileceğini gösterir.

Obsesiflik

Victor Frankenstein, durduramadığı, tüm benliğini ele geçiren bir arzuyla yanıp tutuşmaktadır: Ölü bir nesneye can vermek. Ancak başarıya ulaştığında, fikrinin estetik güzelliği yarattığı şeyle birlikte ölür. Bir şey yaratmıştır: Çirkin ve biçimsiz, ürkünç ve yanlış. Korkuyla kaçar ve yarattığını ardında bırakır. Victor, hem onun yaratıcısı ve babasıdır hem de onu ilk terk edendir.

Masumiyetin Kirlenmesi

Yaratık aslında bir bebektir, bir çocuktur. Görür, öğrenir ve sever. Ama bir şey en başından beri açıktır: Çirkindir, tuhaftır, ürkünçtür. İnsanlar onu gördüğünde çığlık çığlığa bağırır, saldırır ya da kaçar.

Yaratığın insanlara olan sevgisi, uzun çabalarına rağmen karşılıksız kalır. Son umut olarak kendisini yaratana, babasına gitmeye karar verir.

“Sonunda sen geçtin aklımdan. Babam, yaratıcım olduğunu kâğıtlardan öğrenmiştim. Bana can verenden daha uygun biri var mıydı başvuracağım? Tek çarem sendin.”

Ama Victor bu biçimsiz şeyden nefret eder; onu şeytan belleyerek reddeder. Yaratık henüz Victor’dan intikam almaya karar vermeden önce, onun kötü olduğu ve kötülük yapacağına hükmedilmiştir.

Acı ve Parallellik

Yaratığın Victor’u bulması, kendini anlatması, acısını haykırması bir yardım çığlığıdır. Victor’un onu reddetmesi ise bizzat tanrısının onu kabullenmeyişidir ve bu, yaratığı intikam yeminine sürükler. Yeminini teker teker yerine getirir. Victor yarattığı bu canavarın sonunu getirmeye ant içer.

Victor, aslında yarattığı şeye dönüşmemiş midir? Artık yaratık onu değil, Victor yaratığı aramaktadır. Paralellik burada belirginleşir.

Victor amacını gerçekleştiremeden öldüğünde, yaratığın kahroluşuna tanık oluruz. Öğreniriz ki yaratık, işlediği suçların vahşiliğinin farkındadır; pişmandır. Aslında yaratık, babasına nasıl hissettiğini göstermeye çalışmamış mıdır? Tıpkı onun gibi, yalnız ve ıstırap dolu bırakmıştır yaratıcısını. Babasının öldüğünü gördüğünde ise kendisini öldürmeye karar verir.

Tanrı, Baba ve Canavar

Victor; hem kahramanı, hem tanrıyı, hem de canavarı oynamıştır. Masum ama çirkin bir şey yaratmış ve onu terk etmiştir. Yaratık ise hem insan, hem katil, hem de kurbandır. Victor hem suçludur hem de yalnızca korkmuş bir adamdır. Yaratık hem suçludur hem de yalnızca terk edilmiş bir çocuktur.

Bu hikâyede bir yaratık, birden fazla canavar var. Mary Shelley, bazen en masumun nasıl en çirkine dönüşebileceğini, bir merakın nasıl obsesifliğe kayabileceğini göstermekle kalmaz; bize insanların tek bir şey olmadığını, gri alanların sandığımızdan çok daha geniş olduğunu anlatır. En büyük gücümüzle en büyük zaafımızın aynı şey olduğunu söyler: İnsan olmak.

Editör: Melisa Soydan

Bir Cevap Yazın

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin