Zorbalık; kendini üstün olarak tanımlayan kimseler tarafından daha dezavantajlı kişilere yöneltilen her türlü fiziksel, psikolojik, sözel, cinsel ve siber saldırının adıdır. Yaşamımızın her evresinde ve bulunduğumuz her sosyal ortamda zorbalığa maruz kalabilir ya da maruz kalanlara tanıklık edebiliriz. Bu yazı içeriğinde zorbalığın literatürde yer alan tanımlarına, zorba ve mağdurun mental durumlarına ya da zorbalıkla nasıl baş edilebileceğine dair detaylara yer vermekten ziyade zorbalığı mağdur gözüyle canlandırmaya ve bu yazıya erişme fırsatı yakalayabilen, bilinçli ya da bilinçsiz zorbaların birkaç dakikalığına da olsa bir dış göz olarak kendilerini sorgulamalarına yol açmaya çalışacağım. Keyifli okumalar…

“Yeni bir okula başlayacak olmanın o tatlı telaş ve heyecanıyla güneşli ve ışıl ışıl bir güne uyandınız. Kulaklığınızda en sevdiğiniz şarkı, kendinizi en özgüvenli hissettiğiniz saç ve makyajınız, en güzel kıyafetiniz ile işte okuldasınız. Sınıfa adım attığınız andan itibaren küçümser bakışlar ve yarım ağız kahkahalar karşılıyor sizi.
“Her şey yolunda, yeni başlangıçlar, yeni umutlar…” diyerek susturmaya çalışıyorsunuz kafanızdaki olumsuz düşünceleri. Müziğin sesini bir tık daha fazla açıyorsunuz belki de kendinizi motive edebilmek için. Fakat anlamlandıramadığınız bir huzursuzluk hakim içinizde. “Acaba makyajım mı aktı, ya da saçlarım mı dağınık? Ah keşke diğer ayakkabılarımı giyseydim.” diyerek sorgulamaya başlıyorsunuz kendinizi ve tam da bu esnada duymaktan en çok korktuğunuz o ses geliyor kulaklarınıza: “Hey sen, şişman olan! Tek kişilik masaya sığabilir misin?” ve ardı sıra kesilmeyen gülme sesleri…. “Belki de bana söylememiştir.” diyerek kendinizi telkin etmeye, sakinleştirmeye çalışıyorsunuz.
Gözleriniz doluyor, mutsuzsunuz. Yeni başlangıçlar olarak çıktığınız bu yolda da benzer sahneyle karşılaşmış olmanın burukluğu hakim yüreğinizde.
Okul bitiyor, eve gidiyor ve aynanın karşısına geçip hüngür hüngür ağlıyorsunuz. Kafanızın içerisinde yankılanan o sesi susturmaya çalışsanız da asla susmuyor. “Şişman, şişman, şişman…” Kendinizi diğerleriyle kıyaslamaya ve kıyasladıkça da daha fazla kusur bulmaya başlıyorsunuz bedeninizde. Kaşlarınız, saçlarınız, cildiniz, sahip olduğunuz her şey diğerlerinden daha kusurlu sanki.
“Keşke bir sihirli değneğim olsa da kendimi baştan aşağı değiştirebilsem.” demeye başlıyorsunuz ama biliyorsunuz ki ne bir sihirli değneğiniz ne de bu zorbalığa ses çıkarabilecek gücünüz var elinizde. Sonrasında ne mi oluyor? Kulaklığınızı takıyor, kendinize bir kahve yapıyor, gözyaşları ve hayal kırıklıkları içerisinde günü tamamlıyorsunuz.”

Zorbalığa maruz kalan kişinin hayatından yalnızca kısacık bir kesit, okuduğunuz bu sahne. Aradan yıllar dahi geçse bu sahnelerin zihnimizden silinemeyişi; kendimizi en güçsüz, en mutsuz hissettiğimiz ve hatta özgüvene en çok ihtiyacımız olan anlarda tekrar tekrar bilincimizde canlanıyor oluşu ise bu sahnenin ağır dram bir trajedi filmine dönüşmesine sebep oluyor adeta. Bu sahnenin başrolü bir zorbaysanız irdelemeniz gereken en mühim soru şu olmalı sanırım: “İnsanların yaşamında gülümsemeyle hatırlanmaktansa niçin en kötü anılarının mimarı olmak istiyorum?”
Son cümlelerim ise hayatının herhangi bir döneminde zorbalığa maruz kalanlar için…
“Sandığınız kadar güçsüz ya da yalnız değilsiniz. Belki de bir çoğumuz bu dikenli yollardan geçmek zorunda bırakıldık zamanında. Bırakın bu sahneler, sonraki yaşamınızda sizi özgüvensiz ve mutsuz hissettirmekten ziyade sizlere içinizdeki gücü anımsatan hatırlatıcılar olarak görev alsınlar. Ve son olarak unutmayın ki, basma kalıp güzellik standartlarının aksine enerjimiz ve biricikliğimizle hepimiz çok değerli ve bir o kadar da güzeliz.”
Meraklısına…
Şair Shane Koyzcan’ın, Hannah Eperson’ın kemanı eşliğinde seslendirmiş olduğu ve okul hayatındaki zorba davranışları ele aldığı Bugüne Kadar adlı şiirini izleyebilirsiniz.







Bir Cevap Yazın