Yaşama(na) Bak

Yaşamanın iki temel unsuru bulunur. Birincisi; ölümlü ve sonsuz olmayan bizler, yani faniler. İkincisi ise; ebedî ve sonsuz olan evren, yaratıcı, tanrı ya da adına her ne derseniz.

Fani bedenler geçip gider, söz uçar, insanlar unutulur. Bir gün ardımızda kalacak olan bu fani dünya da bile silinir bu yeryüzünden belki de. Ve biz fanilerden geriye kalacak olan tek şey ruhlarımızdır. Baki kalacak olan tek hakikat de budur. Öyleyse neden bu geçiciliğe iz bırakmanın telaşına düşeriz?

Her birimiz, avuçlarımızın ucundaki eşsiz izlerle geldik bu dünyaya. En kıymetlisi olmak için bu telaş niye? Herkes gibi, her şey gibi yitip gidecekken üstelik!

Oradaki!

Gözleri halıda, uğultular kulağında ve dünya hariç her yerde olan sen… Kalın bir sis bulutunun arkasından seyre dalmış dünyayı sen. Evet, sen! Kendini, epi topu bir etten kemikten sanan sen. Parmak izi gibi, görünmez ama silinmez mühürler bırakacak olan sen. Sen işte!

Bırak bütün yargıları. Yaratıcı kılığındaki fani yargıçları. Kırılsa da kalemin, verilse de hükmün… Oynat kalemi. Dünyanın en iyi romanını yazmak şöyle dursun; bağır şarkını, bülbül olmayı bekleme. Dalma seyre akranını, keşfet içindeki seni. Bırak elmanın diğer yarısını aramayı; bir bütün olarak yaratılmadın mı?

Nefes al! 

Ama öyle, yaratılışından mütevellit değil. Bilhassa, solumak için yaşamı… Yaşamayı… Hissetmek için, bir kereye mahsus sana bahşedilmiş bu eşsiz bedeni. Tekrarı yok. Yedeği yok. Yek ve tek.

Sen gibi, ben gibi, bizler gibi..

Yaşamana bak, sen sevgili.

yaşamana bak

Bir Cevap Yazın

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin