Bazı filmler vardır; ışıklar yanar, jenerik akar ama siz yerinizden kımıldayamazsınız. Boğazınız düğümlenir, zihninizde paramparça olmuş yapboz parçaları kalır. “Ben ne izledim” dersiniz. Charlotte Wells’in  çektiği ilk uzun metrajlı filmi Aftersun, izleyiciye tam olarak bu deneyimi yaşatmayı başarmıştır. Wells; büyük patlamalardan ve büyük dramatik tiratlardan uzak kalarak bir baba ve kızının tatilinin soluk fotoğrafları arasından sızan o kederi beyaz perdeye aktarmıştır.  Aftersun; küçük bir kız çocuğunun zihnindeki masum ve güneşli tatil anıları ile babasının taşıdığı, tam olarak adlandıramadığı içsel sıkıntılar arasındaki mesafeyi anlatır.

Her Şey Sıradan Bir Tatil Mi? 

Aftersun, 1990’ların sonunda Türkiye’deki bir sahil kasabasında geçiyor. 11 yaşındaki Sophie ve genç babası Calum’un haftalık tatiline eşlik ediyoruz. İlk bakışta sıradan görünen tatil, havuz, dalışlar ve video kayıtlarıyla Sophie için gizeme dönüşüyor.

İlerleyen dakikalarda, yetişkin olan Sophie’nin bu anılara dönüp bakmasıyla film derinleşmeye başlıyor. Sophie, video kayıtlarını ve zihnindeki boşlukları tarayarak film boyunca “Tanıdığımı sandığım o adam, aslında kimdi?” sorusuna cevap aramaya çalışıyor.

Sinemanın İlk Kuralı “Gösterme, Hissettir”: Charlotte Wells’in Yönetmenliği

Aftersun, Charlotte Wells’inin ilk filmi olmasına rağmen,  Wells, bir ustanın olgunluğuyla filmi ele almaktadır. Wells, hikâyeyi doğrudan seyirciye anlatmak yerine filmin kurgusunu sembollerle ve boşluklar üzerinden ilmek ilmek işliyor. Calum’un aynadaki yansımasına bakışı, Sophie’nin babasını göremediği kör noktaları gösterir. Tai Chi sırasında Calum’un kırılgan duruşu, Sophie’nin babasında tam olarak anlayamadığı değişimleri ve hayatına düşen gölgeleri yansıtır.

Filmin sinematografisi; nostaljiyi ama “kaybın sızısını” anlatan bir nostaljiyi temsil ediyor. 35mm çekim ve araya giren amatör kamera kayıtları filmi daha ilgi çekici kılıyor. Bu görsel tercih, canlılığı ve her an silinecekmiş gibi duran uçuculuğu güçlü biçimde yansıtıyor.

Paul Mescal ve Frankie Corio’nun Oyunculuk Uyumu

Filmin kalbinde Paul Mescal ve Frankie Corio’nun muazzam uyumu yatıyor. Mescal, “Normal People” sonrası kuşağının en iyi oyuncularından biri olduğunu kanıtlıyor. Calum, çöküşünü kızına sevgisi ve bağlılığıyla saklamaya çalışıyor. Ortaya koyduğu oyunculuk izleyiciyi kendine hayran bırakıyor. Sophie’nin babasına güneş kremi sürdüğü sahnede, Calum’un yüzündeki o uzaklara dalan tavrı, suçlulukla karışık hüzün ifadesi, karakterin iç dünyasındaki yıkımı daha iyi yansıtıyor.

Frankie Corio ise ilk oyunculuk deneyimine rağmen, beyaz perdede izleyicileri büyülüyor. Sophie’nin meraklı, gözlemci ve sezgisel hâli o kadar doğal veriliyor ki sanki bir kurgu film değil de birinin özel günlüğünü izliyormuş hissi uyandırıyor.

İç İçe Geçen Anılar  

Finale yaklaşırken “Under Pressure” eşliğindeki dans sahnesi unutulmaz bir sekansa dönüşür. Strobe ışıklarının yarattığı kesik görüntüler altında yetişkin Sophie’nin babasına sarılmaya çalışması, aslında geçmişin karanlık noktalarına ulaşma çabası gibi okunabilir. Geçmiş tatilin neşesi ile bugünün karanlık rave sahneleri iç içe geçer. Bu an Sophie’nin babasını anlama çabasının doruk noktasıdır. Bir yanda babasına sarılmak isteyen çocuk Sophie, diğer yanda onu karanlıktan kurtarmaya çalışan yetişkin Sophie çatışır.

Eğer sessiz ama etkisi günlerce sürecek, görsel diliyle konuşan bir film arıyorsanız Aftersun’a mutlaka şans verin. Çünkü bazı filmler bittiğinde yalnızca hikâyelerini değil, kendi anılarınızı da düşünmeye başlarsınız. Aftersun da tam olarak bunu yapan filmlerden biri.

Editör: Bihter ULUSKAN

Bir Cevap Yazın

Bizleri takip etmeyi unutma!

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin