
Deli danalar gibi koşuyor herkes son zamanlarda. Herkes bir şeyler kovalamakla meşgul. Kimisi öyle durmaksızın koşuyor ki neye koştuğunu bile unutuyor. Sadece koşuyor. Koşulan her şey mübah gibi. Koşana her şey mübah gibi. Geç kalmış herkes bişeylere sanki. Neye ama? Yarış gibi değil. Kimse ödülü de bilmiyor. Bitiş çizgisi yok bir kere. Çünkü varamıyor kimse. Varmak da kimsenin umrunda değil gerçi. Hep daha güzelini düşlüyor. Hep daha çok koşuyor. Hızla değişiyor, büyüyor ulaşılmak istenen. Bir gün çatısı olan bir ev. Bir gün sayısız odası olan bir köşk belki. Bazen içi dolu bir cüzdan. Bazense içi yeşillerle ağız dolusu bir çanta. Kimi zaman aşkı için ölen Romeo, kimi zaman Katar prensi. Bitmiyor asla. Prens krala, prenses kraliçeye dönüşüyor. Durmak yok, beklemek yok. Şükran yok. Teşekkür yok. İstemek var. Hep çok istemek. Tüketmek var çok. Yemeden üstelik. Tadına varmadan. Kıymetini bilmeden.
Çoklar..

Sorular çok. Bilmişler çok. Kendi koşarken de arkasına bakıp geride olanlara “vah vah” edenler çok.
Evi olmalı bir kere herkesin. Arabası olmalı. Güzel olmalı. Kalbinde biri, elinde tek taşı olmalı. Hemde en parlağından. İnanmazsınız belinde kemeri bile olmalı. Altın olanından. Kucağında evladı olmalı sonra. Dedim ya durmamalı. Hep koşmalı. Yoksa eksik olmalı. Eksik hissetmeli. Hissettirmeli.
Mutlu mesut olmak herkes için aynı olmalı sanki. Herkesin kalbi aşk kırmızısı, evi pembe panjurlu, evinin bir odası bebe mavisi olmalı. Herkes evine varmalı sanki erkenden. Yoksa yaşamı muhtemelen karanlık siyah olmalı. Tüm renkleri soluk sanmalı. Bunu anlamalı.
Olmamalı aslında..

Yüreğinde taşıyabilmeli önce, koluna takmak mühim olmamalı. Bir gün şaşalı fani beyaz, bir ömür mutsuz soluk gri olmamalı. Çatısı olan her evi yuva sanmamalı. Aynı yastığın tuzu biberi sanmamalı bunu da.
Hep..

Hep en güzeli istemeliyse güzel kalabilmeli. Hep mutlu olmayı dilediyse mutlu edebilmeli. Güven duymayı istediyse güvenilir olmayı becerebilmeli hep. Hep en iyisini hakettiğini düşünmeli elbet, öyleyse haketmeyen şeyler yaşatmamalı. Kendine yaşatılanların arkasına sığınarak hem de. Yazık olmalı. Çok yazık.
Oysa..

Bilmişler çok dedik ya bilmemişlik ne güzel. Kendi bahçesindeki çiçekleri sulayanlar, kimsenin bahçesine dadanmayanlar ne güzel oysa. Durup kendi ağacının gölgesinde soluklananlar, kimseninkine göz kulak kesilmeyenler ne güzel oysa.
Sevdayı sevenler. Sevmeyi sevenler. Otu, böceği, canlıyı sevenler. Bedenleri değil ruhu görenler. Şiiri sevenler. En tatlı sözleri dilene pelesenk edenler. Durup dinlemeyi, anlamayı sevenler. Dönüp göğe şükran edenler ne güzel aslında. Ne kadar kıymetli bir o kadar nadide. Ah! Toplasak hepsini keşke, götürsek ait oldukları yüreklere. Saklasak en kıymetli sandıklarda. Belki bu kadar aykırı bu kadar eksik sanılmazdılar. Belki o zaman kıymetli sandıklarında saklanırdılar asırlarca. Bu kadar azalmaz, katlanırdılar.
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum.
Sizin alınız al inandım, sizin morunuz mor inandım.
Kıymetli kalın.
– Cazya







Bir Cevap Yazın