Hayallerimiz hayal olmaktan çıkabilecekler midir?
Bir hayali hayal yapan, onun gerçekleşmeyeceğine olan inançtır. O kadar yükseklerde, o kadar uçurumdur ki, bazen paraşütle atlamaya erişebilecek gücümüz olsun isteriz. Onu düşlemek de, kendimizi o hayalin içinde gördüğümüz senaryolar da tatlı bir uyku gibidir. Vücuda etkisi bu kadar mutluluk saçan bir hayal, maalesef ki gerçekleşmesi güç olandır deriz. Eğer ki el verseydi imkânımız, hayal olmazdı deriz.
Belki çocukluktan gelme bir inanıştır bu. Tanrımız hayalimizde yaşar ve çok güzeldir. Ancak bir o kadar da korkunçtur. Yanlış yaparsan cezalandırır seni. O yüzden de uslu olmak şarttır. Belki o hayal de çok güzeldir ama bir o kadar da korkunçtur. Onun bu korkutucu güzelliği bizi içine çekerken, hayalimiz için adım atmamızı da engelleyen bir görüş olur.
Her hayal hedefe dönüştürülemese de ucundan kıyısından yakalanabilir. Ancak cesurca adımlarla, düşmeyi ve batıp çıkmayı da beraberinde getirecek bu yakalayış, risk işidir. Tam ipi tutmuşken hafif gevşetmek, tamamen kaybetmenize sebep olabilir.

“Hayaller gerçek dışı olmak zorunda. Çünkü o dakika, o saniye aradığınızı bulduğunuzda onu artık istemeyeceksiniz. Çıkışa doğru yaklaşırken arzuların nesnesi daima eksik olmalıdır. İstediğiniz şey o değildir, bunun hayalidir.”
Eğer köyde doğmuş biriyseniz, şehir sizin için hedeftir. Ancak Japonya’ya hayal gözüyle bakılır. Aksine, bu hayali gerçekleştirmek için çok çalışmak yeterli olabilse de, siz artık bu hayale sahip olmayı değil, geceleri başınızı yastığa koyduğunuzda düşleyecek bir dünyayı istersiniz.
Bu, hiç âşık olmamış kişiler için aşkı düşlemek gibidir. Onlar için aşk tatlı ve romantiktir. İçi yumuşatır, ısıtır, üşüdüğünde battaniye, şefkat istediğindeyse başını okşar. Ancak tüm güzelliklerine rağmen iki kişinin birbirinin kötülüklerini görmesi, onlarla savaşması dahi gerekir. Bencilliği değil, aşkı için savaşmayı seçmesi gerekir. Ama bu kadar vahşete atlamak yerine size âşık bir beyefendiyi düşlemek oldukça kolaydır. Gözlerinizi kapattığınızda oradadır ve açtığınızda yok olur. Onun için savaşma şartı olmadan da sizi sevecek ve kollayacaktır.
Belki de sadece hiç olmayacağını bildiğimiz şeylere karşı güçlü bir arzu duymalı, fakat elde etmek istediklerimize karşı daha uysal yaklaşmalıyız. Çünkü bir gün, trenimiz kaçmadan hemen önce biz de o koltuklardan birinde olmayı düşleyeceğiz. Böylece onu bir hayal olmaktan çıkarıp bir anıya dönüştürmüş olacağız.
Mitolojide bu arzular genellikle başka birine olan tutkuyla örtüşür. Afrodit ve Ares, birbirlerine yasak olmalarına rağmen savaşın ve aşkın sembolü hâline gelmişlerdir. Nordik mitolojisinde Freyja, güzellik, aşk, cinsellik ve bereket tanrıçası olarak bilinir. Efsanelere göre Bragi onun eşi ve şiir ile müziğin tanrısıdır. Onların aşkı, sanat, duygusallık ve aşkın birleşimi üzerine odaklanır.
Âşığa kavuşma, Türk edebiyatında tamamıyla hayaldir. Âşık, aşkının güzelliğini kaç beyitle anlatırsa anlatsın, o yine de bir o kadar kötü ve zalimdir. Kavuşmaları cennete kavuşmayla birdir; ayrılıkları ise âşık için azaptır. Âşık olduğu kişinin saçları onu boğar, gözleri yakar ama âşık ona bakmaktan vazgeçmez.
İşte hayallerimiz de onlara erişip erişemememize bakmaksızın bizim için bakmaya doyamadığımız ürünlerdir. Oyalanacağımız bir araç olmaktan çıkıp gerçekliğimize dönüştüklerinde artık gözümüze o kadar da görkemli gözükmezler. Onları bu kadar havalı yapan da budur. Işıl ışıl parlarlar fakat asla üzerimize oturmazlar. Tıpkı güneşin gözünü alması ve birkaç saniyeden fazla bakamaman ve dokunursan yanacağın gibi.
Hayaller, sahip çıkılması gereken küçük masallarımızdır. Bazen yarına çıkmamızı sağlar, bazense boşluklarımızı doldurmayı. Her masalın bir sonu vardır ve elbette mutlu sonla bitecektir; hayallerin iyi tarafı ise asla bitmeyecek masallar oluşlarıdır. Her zaman kendinize yeni tavşan delikleri yaratabilir ve renkli dünyalara adım atabilirsiniz.
Alice Harikalar Diyarında, yazar; Alice adlı karakteri rüyasında bir yolculuğa çıkartır. Orada Alice, aklının eremeyeceği durumlarla karşılaşır. Boyu tavana kadar uzayabilmekte ve çimenlere kadar küçülebilmektedir. Her şeyi yapabileceğini gören Alice, bir sahnede Şirin Kedi’ye şunu sorar: “Nereye gitsem?” Aldığı cevap ise şudur: “Bilmiyorsan hangi yöne gittiğinin de önemi yok.” Aceleci tavşanın peşinden sürüklenen Alice, zihin oyunlarıyla örülmüş bu hikâyede adeta yönünü kaybeder.
Demem odur ki, olası arzularımızı hedef hâline getirmek seçilebilecek en sağlıklı yoldur. Neden tünelin ucundaki ışığı görmüşken gözlerimizi kapatalım ki? Oysa nereye gideceğini çizen insan, o yolda gereken her şeyi yapmaya da hazırdır. Çünkü bu, senelerdir kurduğu bir hayaldir. Ondan öyle kolayca vazgeçemez. Daha imkânsız hayallerin peşine düşüp bu hedefinin uğruna harekete geçmelidir.
Tıpkı Alice Harikalar Diyarındaki zaman diliminin göreceliğinde olduğu gibi, aslında olan biten her şey insanın zihninde gerçekleşir. Her şeyi bu kadar karanlık ve imkânsız kılan da orasıdır.

Platon’un idealar dünyasında gördüğümüz tüm bu gerçekliğin kopyaları, yansımaları mevcuttur. Aslında hepsinin zihnimizde başka karşılıkları bulunur. Aklımızın bize sınırlar koyduğunu hissettiğimiz durumlarda, her zaman yeni bir gerçeklik yaratabilecek gücümüz olduğunu bilmeliyiz. Çünkü dünya, insanın kendi gözüyle gördüklerinden ibaret sanılır. Öyledir de. Fakat görüş alanını genişletmek herkesin kendine kalmış bir işlemdir.
Kısacası hayaller, sizin istediğiniz ölçüde hayal olmaktan çıkıp her şekle bürünebilirler. Bir hayali gerçek yapmak için gerekli şartları oluşturmak ise her yiğidin harcı değildir. Siz siz olun; bir gün yapmak istediklerinize masal kılıfı biçmektense, ihtimaller arasına koyun onu. Böylece her hayal bir gün kapınızı tıklatacaktır. Bu da düşlerimizi süsleyecek yeni güzelliklerin habercisidir.







Bir Cevap Yazın