
Yaşam sıkmaya başladı mı, hayaller kurarız. Kurduklarımıza inanır, öyle olmasını bekleriz. Ve isteriz ki gerçek olsun. Çok isteriz. Olmayınca da mutsuz oluruz. Adına da “hayal kırıklığı” deriz. Yine bir kırıklık meselesi yani. Bu kez kırıklarımızdan bahsetmek yok ama. Kırdıklarımız da şöyle dursun. Kurduklarımızdan söz etme vakti. Kafada kurduklarımızdan. Umduklarımızdan ve bulduklarımızdan. Umarımlarla başlayan ve sanmışlıklarla dolu bir ton cümlelerin içinde bulduklarımızdan. “Umarım her şey yoluna girer. Umuyorum ki söylediği doğrudur.” Hep bir şeylerden medet umarız. Sonuçsuz kalınca da sanmıştıma döner olay. “Güzel olur sandım. Öyle sandım. Oydu sandım.” Sanmak, sanrı gibi de biraz. Gerçek olmayan, gerçek dışı inançlarımız gibi yani. Öyle sanmıştım demenin bir başka yolu değil mi? Öyle görmüştüm. Öyle hayal etmiştim. Ve belki de bir hayaldi yaşadığım. Sabahattin Ali’nin de dediği gibi: “Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.” Ben öyle gördüm, ona inandım. Ama gel gör ki, bakalım o öyle miydi? Güzel olur sanarız. Bazen “sanrı” olur sandıklarımız, bilemeyiz. Suçlu kim peki? Suçlu yok! Öfke yok! Küsmek zaten yok! Yol var. Keşfedilmeyi bekleyen. Su var, yatağını bekleyen. Taşıyla toprağıyla, kiriyle pasıyla, kırık, yorgun belki ama sevgi dolu kalplerimizle yola devam. Berraklaşana dek akmaya, büyüyene denk dönüşmeye, iyileşene dek sevmeye devam. Devam ölene dek sevgiyle yaşamaya da. Neticede hayat bu yaşamayı bekler. Size de naçizane tavsiyem, kırıklarınızla vakit kaybetmeyin. Aldırın kırıklarınızı kalbinizin.
Sevgilerle,
– Cazya.







Bir Cevap Yazın