
A.Christie’nin Doğu Ekspresinde Cinayet romanı, hukukun cezalandıramadığı bir çocuk katilinin infaz edilişini konu alır. Masum bir çocuğa zarar veren ancak mahkemenin cezalandırmakta başarısız olduğu bir adam, gizemli bir şekilde trende öldürülür ve vagondaki herkes şüpheli durumundadır. Hikayenin sonunda ise okuyucuyu bir sürpriz beklemektedir.
Three Pines, tanıdıkları tarafından sevilmeyen bir yazarın kalabalık bir ortamda öldürülmesiyle başladığında aklıma Doğu Ekspresindeki bu hikaye gelmişti. Bu kez egzotik olay yerlerinin aranan yüzü Belçikalı dedektif Hercule Poirot yerine Kanadalı Armand Gemache ve ekibinin gözünden bir kasabayı izliyoruz. Dizi boyunca ekipteki polislerin kişisel yaşamına ve aralarındaki ilişkiye de yer veriliyor ki suçun da hukukun da insan kanalıyla yürütüldüğünü ve her şeyin mümkün olduğunu bir an bile unutmayalım. Sıradan bir kasabada bireysel çatışmalardan ne malzeme çıkacak televizyon bununla dolu diyenlerdenseniz, acele etmeyin ve diyaloglara kulak kabartın derim. Cinayetlerin ipuçları sorgulanan karakterlerle polis arasında geçen sahnelere özenle yerleştirilmiş.

Sekiz bölümde Three Pines, Kanada’nın nefes kesen doğa manzarası eşliğinde bölgedeki yerli halka temas eden bir kayıp vakasıyla açılıyor. Dizinin konusu bu kayıp üzerinden ilerleyecek diye düşünürken bambaşka bir yere gidiyoruz. Three Pines’ın 8 bölümlük ilk sezonu, kayıp olayı dışında birbirini takip eden 4 cinayetin ve her birine ayrılmış iki bölümle devam ediyor. Three Pines, “Bunlar kimdi şimdi dur bir dakika” dedirtmeden, ilk bölümden tanıştığımız karakterler üzerinden hikaye ilerliyor ve her cinayette yeni bir yönlerini tanıyoruz.
Tüm sezona yayılan kayıp hikayesi gizemini sürdürürken sindire sindire sezonun sonuna kadar besleniyor ve büyük bir sürprizle sona eriyor. Bu nedenle Three Pines’ın 8 bölümü, bende 4 sezonluk bir diziyi yeni bitirmişim hissi uyandırdı. Bir de herkes gözünüzün önündeyken “dışarıdan biri yapmış” deyip işin içinden çıkamadığı için Three Pines’ın tarzını ayrı bir beğendim. Three Pines, her iyi suç draması gibi “biz anlatmaktan sıkıldık siz anlamaktan sıkılmadınız” demeye çalışıyor ve insan ilişkilerinin taşıdığı tüm çatışmaları enine kesen bir hikayeyi ayaklandırıp, kimsenin göründüğü gibi olmadığını hatırlatıyor.







Bir yanıt yazın