Kimi mitolojik, kurmaca, hayali ya da gerçek karakterler, yaşadıkları hayali ya da gerçek dünyaların ötesinde, halen daha, edebiyat dünyasında yaşamaya devam etmektedirler. Bir zamanlar dilden dile dolaşan hayat hikayeleri ve karakteristik özellikleri, artık edebiyat dünyasında tabiri caizse birer anlam sepetine dönüşmüş ve kimi kavramları ifade eder olmuştur. İşte bu efsaneleşmiş karakterlerden birkaçı:
Sisyphos
Sisyphos, antik Yunan mitolojisinde Korint şehrinin kralı olarak anılmaktadır. Efsaneye göre Sisyphos, nehir tanrısı Asopos’a kızının Zeus tarafından kaçırıldığı haberini vermiş, Sisyphos’un bu yaptığına çok öfkelenen Zeus ise ölüm meleği Thanatos’u canını alması için göndermiştir. Ne var ki Sisyphos çok zeki ve kurnazdır; önce canını almak için gelen Thanatos’u, ardından gelişen olaylarda da yeraltı tanrısı Hades’i aldatarak ellerinden kurtulmayı başarır. Ancak gün gelir ve Sisyphos da ölümün durmak bilmez tırpanına yakalanır.

Tanrılar tarafından Ölüler Ülkesi’nde büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlamaya mahkum edilir. Ancak, her seferinde, tam tepeye ulaştığında, kaya elinden kaçarak aşağıya yuvarlanmakta ve böylece Sisyphos her şeye yeniden başlamak zorunda kalmaktadır.

Bu hikayesiyle Sisyphos’a, edebiyatta ‘‘bir sonuca varmayan, saçma, anlamdan yoksun ve sürekli tekrarlanan’’ işleri ya da durumları sembolize etmek amacıyla kullanılan bir araç görevi yüklenmiştir. Albert Camus, Türkçeye Sisifos Söyleni adıyla çevrilen kitabında, Sisyphos karakteri üzerinden hayatın anlamı ve amacını sorgulamış ve saçma felsefesi olarak anılabilecek düşünceler bütününü ileri sürmüştür.
Serseri Yahudi
Efsaneye göre ayakkabı tamircisi olan bu şahıs, bir gün sandallarını tamir ettirmek için dükkanına gelen Hz.İsa’yı tanımaz ve aşağılayarak dükkanından kovar. Bu efsanenin bir diğer versiyonunda ise aynı şahıs, öldürülmek üzere sırtında çarmıhı ile Golgotha tepesine tırmanan Hz.İsa’yı, dinlenmek amacıyla durakladığı için sopasıyla dürtmüştür.

İki versiyonun da ortak noktası, Ahasuerus olarak da bilinen bu kişinin, yaptıkları yüzünden tanrının gazabına uğradığıdır. Bu gezgin Yahudi’nin yazgısı belirlenmiştir; bir felaket taşıyıcısı olarak kıyamete kadar dünya üzerinde dolaşacak ve gittiği her yere veba ve benzeri büyük felaketler taşıyacaktır.

Gustave Doré, Charles Dickens, Percy B. Shelly, Nathaniel Hawthorne, Eugene Field ve Mark Twain gibi birçok sanatçı, Serseri Yahudi ya da Gezgin Yahudi olarak anılan Ahasuerus karakterine eserlerinde yer vermiş ve felaket, hastalık, bela gibi durumların bir sembolü olarak kullanmıştır.
Caliban
İlk kez William Shakespeare’in Türkçeye Fırtına adıyla çevrilen eserinde geçen Caliban karakteri, Shakespeare’in anlatımına göre bir büyücüyle şeytanın çocuğudur ve yarı insan yarı canavar olarak tarif edilir. Hikayeye göre büyücü Prospero ve kızı Miranda, Caliban’ın tek başına yaşamakta olduğu adaya gelirler ve onu köleleştirmeye çalışırlar.

Caliban ise kendisinden daha büyük bir güce boyun eğmek zorunda kaldığında pes etmez, daima başkaldırır. Shakespeare’in anlatımıyla Caliban, ‘‘sıradan bir insan, avamdan biri’’dir ve ait olduğu zümrenin bütün pisliklerini ve adiliklerini üzerinde toplamıştır.

Caliban karakterinin dünya edebiyatında birkaç farklı kavramı sembolize ettiği gözlemlenebilir. Bunlardan biri ‘’Öteki’’ ya da ‘’Yabancı’’ kavramıdır. Burada ‘’Öteki’’ kavramıyla anlatılmak istenen özellikle Avrupalı ya da medeni olmayan insanlardır. Aynı zamanda Zenofobi olarak da bilinen yabancı düşmanlığı sembolize edilir.
Dünya edebiyatı sahnesinde Sisyphos, Serseri Yahudi ve Caliban gibi, gerçek ya da hayali daha birçok karakter bulunmakta ve bu karakterler, tıpkı burçlar gibi, bir temsili anlamlar demetini beraberlerinde taşımaktadırlar.







Bir Cevap Yazın