İnsan anlam veremediği şeyin altında ezilir. Anlamını bulduğu acının içinden karakter çıkarır. Bugün baktığımda şunu daha net görüyorum: Her insanın bir düşünce sistemi vardır. Kimi bunun farkındadır, kimi değildir. Kimi hayatı şikâyet ederek okur, kimi mücadele ederek. Kimi başına gelenleri kader diye kabullenir, kimi ise “Bu bana ne öğretmek istiyor?” diye sorar. İşte insanı ayıran şey çoğu zaman yaşadıkları değil, yaşadıklarına verdiği anlamdır.

Ringde de, hayatta da insan önce kendisiyle karşılaşır. Yumruk yemeden karakterin ölçülmez. Yorulmadan iradenin ne kadar gerçek olduğu anlaşılmaz. İnsan sadece güçlü olduğu anlarda değil, devam etmek istemediği halde devam ettiği anlarda şekillenir.
Bu yüzden benim için spor ve felsefe bir ve özdeştir. Terin felsefesi vardır. Disiplinin felsefesi vardır. Sessizce çalışmanın felsefesi vardır. İşe ya da randevuya giderken, akşam arkadaşlarımı ararken, yolda karşılaştığım komşuma el sallarken, sevdiğim biri ile konuşurken veya onu dinlerken bu hep aklımdadır. Tüm bunlar felsefedir.
İnsan bazen sevmeyi, bazen kaybetmeyi, bazen susmayı, bazen de gitmeyi öğrenir. Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bizi kendimize döndürmek için gelir. Bazı yenilgiler bizi küçültmez; aksine içimizdeki ham tarafları yakar. İnsan bazen aynı bedende önce ölür, sonra yeniden doğar.
Ben buna inanıyorum: Her kırılmanın içinde bir ders, her bekleyişin içinde bir sabır, her kaybın içinde bir uyanış vardır. Fakat bu dersleri görebilmek için insanın kendine dürüst bakması gerekir. Çünkü en zor yüzleşme, başkasının bize ne yaptığı değil; bizim neden buna izin verdiğimizdir.
Hayat felsefem burada netleşiyor: İnsan kendi hikayesinin kurbanı olmak zorunda değildir. Geçmişin yükünü taşıyabiliriz ama onun içinde yaşamaya mahkum değiliz. Bir insan isterse zihnini, bedenini, alışkanlıklarını ve çevresini yeniden düzenleyebilir. Bu kolay değildir. Ama gerçek değişim zaten kolay olduğu için değil, gerekli olduğu için değerlidir.
Her şeyin bir mesajı ve öğretişi vardır. Paranın, emeğin, dostluğun, yalnızlığın, başarının, başarısızlığın, beklemenin ve gitmenin. Önemli olan hayatın bize sunduğu olaylara sadece tepki vermek değil, onların ardındaki anlamı okuyabilmektir. Bakmak ve görmek arasındaki fark da budur aslında.
Benim yürüdüğüm yol da tam olarak bu: Daha gerçek biri olmak için yaşamak. Daha çok alkış almak için değil, kendi içimde saygı duyabileceğim bir insana dönüşmek için çalışmak. Çünkü insanın asıl zaferi dışarıda kazandığı şeylerden önce, kendi içinde kurduğu düzendir.
Belki de bütün mesele şudur: Hayatı sadece yaşamak yetmez. Onu anlamak, ondan ders çıkarmak ve her gün biraz daha bilinçli bir insana dönüşmek gerekir.
Çünkü her şeyin bir felsefesi vardır.







Bir Cevap Yazın