Her şeyin üstüne geldiği, depremlerinin büyüyüp sessiz çığlıkların altında kaldığın bazı anlar olur. Yalnızlığının içerisinde sadece biri seni anlasın istersin. Aslında kavgan hayatla gibi görünse de içindeki çocuğun ümitli kahkahalarını duyar ve savaşının kendinle olduğunu anlarsın. Sessizliğinin nedenini ya da yorgun bakışlarını kimse görmez. Büyük bir beklentidir seni üzen, küçük bir beklentidir seni ayağa kaldıracak olan. Beklentiler, hayal kırıklığıdır.
Üzerindeki koca ağırlıktan kurtulmanın binbir türlü yolu varken, ihtimalde bir gelebilecek o el uzatılsın diye beklediğin anlarda dayanamayacak raddeye gelebilirsin.
Enkazın en başında ayağa kalkacak gücün çok daha fazlayken, bir bakarsın ki saatler belki de günler geçmiş ama artık o gücü kendinde bulamıyorsun.

Hayat, bir kurtarıcı beklemek için oldukça anlık ve kısa. Kendi kahramanını kendin yaratmak varken, masallardaki prensesin onu kurtaracak kahramanını beklemesi kadar toz pembe değil yaşam. Herkesin bir hikayesi var elbette, fakat hiçbirimiz masallarda yaşamıyoruz.
Keşke yaşasak, keşke prens ya da kral prensesi sıkışıp kaldığı zindandan kurtarsa fakat gerçek hayatta bunlardan ziyade “kötü cadılar, canavarlar” var. Tabii ki çiçekli bahçeler, büyülü ormanlar da var fakat asıl anlatmak istediğim; depremlerin ve enkazların altından kendi başına kalkan bir insanın bir sonraki durağı o bahçedir. Çünkü hayat seni zorluklarla sınar ve geçtiğin her sınav sonucunda ödüllendirir. Zehirli insanlar hep olacak fakat baş etmeyi öğrenmeliyiz yoksa yalnızca kişiler değişecek. Midendeki ağrı, omuzlarındaki ağırlık ve göğsündeki sancı değişmeyecek.
Kişinin kendi kahramanını yaratabilmesi, mücadeleler ile dolu yaşamın içerisinde oldukça büyük bir güçtür.
“Kendi yaralarını sarmayı başaran birini yaralayamazsınız.”
“Kendi saçlarını okşayabilen, düştüğünde kalkabilen birini kendinize bağımlı kılamazsınız.”
Bu yüzden hiç kimse, hiçbir yer, hiçbir kurtarıcı vazgeçilmez değildir. İnsanın vazgeçmemesi gereken tek olgu kendisidir.

Dimdik duran ve sapasağlam ayakta kalan her insanın hikayesinde mutlaka örselendiği, yalnız bırakıldığı ya da anlaşılmayan cümlelerinin boğazında düğüm olduğu, ağlamamak için dişlerini sıktığı anlara rastlanır. Bu tesadüf değildir. Bir insan eğer tüm bunlara rağmen ayağa kalkıp kendini yetiştirmeyi tercih ediyorsa, asıl o zaman etrafındaki hiçbir şey vazgeçilmez olmuyor.
Bu nedenle çevremizde olan biten her şeyin, herkesin bir hikayesi olduğunu ve kimsenin bulunduğu yere güneşli caddelerden gelmediğini unutmadan nazik olduğumuz günler temenni ederim. Kalp kırmak ve kabalık kolay olsa da önemli olan insani değerleri yitirmeden onurlu bir duruş sergileyebilmektir.







Bir Cevap Yazın