
Kitap Hakkında
| Türü: | Roman |
| Yazar: | Şebnem İşigüzel |
| Yayınevi: | Everest |
| Yayın Yılı: | 2024 |
Memoria Roman İncelemesi
Şahsi bir hatıra silsilesinin nakış gibi işlendiği “Memoria”, kırk roman gücünde. Üzerinde nasıl bir emek olduğunu, hikâyenin kollara dağılıp aynı denize döküldüğünde fark ediyorsunuz. Memoria‘nın kalbinde, İstanbul’un en eski mezarlıklarından birinin yamacında kurulmuş Kadınlar Tekkesi var.
Bu tekke, dededen toruna üç kuşağın hikâyesine; Mary, Münire, Şair Kadın gibi yolu aynı meydana çıkan bambaşka hayatlara; bir dizi kurgusal ve gerçek şahsiyete ve Cumhuriyet’in ilk yıllarının İstanbul’una tanıklık ediyor. İstanbul’un ölüleri ve yaşayanları üzerine nefis tespitler eşliğinde, günümüze bir yaklaşıp bir uzaklaşıyoruz.
Bu her açıdan heybetli kitap boyunca, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarihî olaylara ortak diyebiliriz. Ancak kolektif bir yakın tarih yerine, Muazzez’in, torunun, dedenin ve araştırmacı Sara’nın Memoria’ları arasında geziniyoruz. Onların istediği ve paylaştığı kadarını.
Kitabın ilk kısımları, ne yazık ki hemen aklımıza gelebilecek nedenlerle yolu Haliç’in bir köşesindeki Kadınlar Tekkesi’ne düşenlerin hikâyelerini; bu ürkütücü yeri yuvası bilen, adını asla öğrenemediğimiz dedenin takdimini anlatıyor… İlerleyen sayfalarda anlıyorum ki dede de torun da tekkenin merak edilenleri yerine, belki de hiç sorulmayan ve geçiştirilen kendi hikâyelerini anlatıyorlar. Başka bir hikâyenin tam ortasında, yeri geliyor, 200 sayfa önce bıraktığım bir karakterin hazin sonu önüme düşüveriyor. Kitabın bu dinamik havası, bazen kaptırıp gittiğiniz uzun bir parçanın içerisinde dikkatiniz dağılmışken bir anda sizi geri çağırıyor. Memoria’nın bu açıdan ‘sahnesi’ epey iyi.
Tekkeye bırakılmış bir çocuk olan Dede’nin büyüdüğü mezarlık, Torun’una miras bıraktığı yoksulluk ve kimsesizlik de Memoria’nın bir parçası. İstanbul köşklerinin, sarayın, Büyükada davetlerinin ünlü simaları da öyle. Yasadışı sağlık sektöründen tutun, orta ölçekli ticari işletmelerin sosyolojisine kadar hayatın her cephesinden bir hatıra tutup getiriyor ve kimseyi geride bırakmıyor hikâye. Her bir karakterin şahsi tarihi üzerinde özenle duruyor; koşullarıyla “baş eden” ya da “savrulanları” bir anda fark edip izlemeye başlıyoruz.
Memoria, ayrıca kitabın, en az tekke kadar önemli bir ferdinin—Torun’un—hizmetçi olarak çalıştığı Nişantaşı apartmanının eski adı. Ve bu apartman kısmı bile başlı başına ayrı bir roman ya da serinin ikinci kitabı olabilecek nitelikte. Bağımlılık, gösteriş, yoksunluk, değersizlik, iş çevresinin sosyal ortamı, menfaate dayalı romantik ilişki dahil, hayatın her alanına dokunan bu “modern” yaşamı, mezarlıkta büyümüş bir kız çocuğunun gözünden izleyebiliyoruz. Torun’un değer görmeyişi ve bu sıradan kötülükten aldığı intikam; yolunun kesiştiği, onu hor gören her bir karakterle aslında benzer oluşu inanılmaz güzel anlatılmış.
Kitapta karşılaştığım her karakter aslında ortak bir noktaya sahip. Osmanlı sarayından Amerika çölüne uzanan kadın hikâyelerini sırtlanan Memoria’da, tüm karakterlerle tanışıp, anlaşıp bir şekilde vedalaşıyoruz. Ama yine de tekkenin tüm sırlarına vakıf olarak kitaba veda edemiyoruz. Bu da bence kitabın en büyülü kısmı. Memoria ile en kısa zamanda tanışmanızı ve bu yüzyıla yayılan hikâyeyle “kavuşmanızı” tavsiye ediyorum.








Bir Cevap Yazın