Eski adıyla Halikarnassos, yani günümüzün Bodrum ilçesinde, fundalıkların süslediği ak taşlardan tepelerin boynunda zümrüt bir kolye gibi salınan bir koy, Bardakçı koyu vardır. Hava sakin ve deniz sütliman olduğunda güneş, toprak ananın göğüsleri arasından yükselerek bu zümrüt kolyenin buğulu derinliklerinde parlar. Kendini bu ihtişamlı tablonun içinde bulan insan, ‘’Daha fazlası olmalı; görünenden, duyulandan fazlası…’’ diye düşünmekten kendisini alamaz.

Doğanın bu ihtişamlı gösterisinin içinde, gerçekten de dahası, daha fazlası vardır: Bir hikaye, Salmakis’in hikayesi.
Bugün Bardakçı denilen yerin eski adıdır Salmakis; bu cennet parçası yer, adını uzun saçlı, bembeyaz tenli, kıvrık kirpikli ve ela gözlü bir nympha’dan, yani bir su perisinden almıştır.

Salmakis’in hikayesi bir aşk hikayesidir. Salmakis’in hikayesi bir trajedidir. Anlatacağımız hikaye bir düş, bir hatıra ve gerçeğin ta kendisidir. Yüzyıllar boyunca özellikle birçok şair ve ressama ilham vermiş bu hikayeyi, biz de, şiir ve resmin zengin imkanlarından faydalanarak anlatalım.
Halikarnassos yolu üzerinde, etrafı yemyeşil çimenlerle, kır çiçekleri ve bodur ağaçlarla çevrili, suyu tatlı bir göl varmış. Salmakis bu gölde yaşar, tüm gün serin sularda oynaşır, mersin ağacından tarağıyla saçlarını tararmış. Güzelliği, içinde yaşadığı cennet parçasıyla yarışır, bembeyaz teniyle Salmakis, mermerden yapılma bir Aphrodite heykelini andırırmış.

Salmakis
benim hayatım, yaşadığım yerdir
benim adım Salmakis’dir
ben bir göl ve kıyısında
ve kıyıdaki parlak kumda
ve kumu parlatan ışıkta yaşarım
ben, tanrının bir meyvesiyim
ben bir orman perisiyim
Şimdi bir de hikayemizin şahidini, yani Göl’ü dinleyelim.

Göl
ben, coşacakken durulmuşum
bu oyukta birikmişim
ben, balıkların evi, kuşların uğrağı
ben bir gölüm Salmakis’in yaşadığı
göl olmanın ağırlığını
her bir damlamda hissederim
öylece durmanın ne demek olduğunu
çok ama çok iyi bilirim
ben, tanrının bir aracısıyım
ben, Salmakis’in yazgısıyım
İster kader diyelim ister tesadüf, hayatta hiçbir çizgi dümdüz ilerlemez; çizgiler kıvrılır, döner ve bir yerde başka bir çizgiyle kesişir. Bu tatlı gölde kıvrılıp yatan Salmakis’in çizgisi de yazgısından kaçamamış, yakışıklı delikanlı Hermaphroditos’un çizgisiyle kesişmiştir.

Hermaphroditos, ulak tanrı Hermes ile aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’nin çocuğudur. İsmini de bu ikisinin isimlerinin birleşmesinden almıştır. Dünyayı keşfetmek için yola düşen Hermaphroditos’un yolu, bir gün Halikarnassos yakınlarındaki bu küçük göle düşer. Delikanlı gölün tatlı suyundan içmek, yıkanıp serinlemek ister.
Ama dilerseniz, hikayeyi anlatma işini bir başkasına, olan bitenin yakın bir tanığına bırakalım. Bu tanık, göl kıyısındaki sazlık.

benim gövdem ince, boyum uzundur
uğuldarım rüzgar esince
ama en güzel sesimi
kesilip işlenince veririm
insan benimle keşfetmiştir müziği
benden yapılan kalemle yazmıştır
en güzel şiirlerini
ben, aşkın ve şiirin olmazsa olmazı
ben, göl kıyısındaki sazlığım
Salmakis’in saklandığı
bu sefer ne flüt ne de kalem
ilk defa kendim olarak anlatacağım
şahidi olduğum hikayeyi
O’nun ve Salmakis’in hikayesini:

O’nun ve Salmakis’in Hikayesi
Salmakis, yaşadığı gölde
günlerden bir gün
O’nu görür
ve O’na gördüğü gibi vurulur
Sazlığın sözünü kesme pahasına araya girip sunu eklemek istiyoruz: Hermaphroditos, sıkılgan ve utangaç bir gençtir ve o zamana dek içinde karşı cinse yönelik herhangi bir ilgi duymamıştır. Salmakis görür görmez ona aşkını itiraf etmiş, ilgisini çekmek için çok dil dökmüştür; ama Hermaphroditos karşılık vermemiş, Salmakis’ten uzaklaşmasını istemiştir. Sözü yeniden sazlığa bırakalım.

O, dökünüp göle girmiş
parlak sularla yıkanmaktadır
Salmakis, gizlendiği sazlığın içinde (bu ben oluyorum)
O’nun sıcaklığını duymaktadır
göğü yere taşıyan
bir ayna gibi durgun göl
Salmakis’in içiyle bir
sıkışıp kabarmaya başlar

ayakları altında O’nun
toprak eriyiverir
sular birden yükselip
O’nu yutuverir
gölün suyu bulanmış
Salmakis telaşlanmıştır
oysa yaşadığı hayatı
hiç değişmez sanmıştır
el açıp tanrıya
yalvarır Salmakis
‘’ya sen O’nu bana ver
ya da zaten benimdir’’

tanrı duyup Salmakis’in sesini
pamuktan bir ip gönderir
‘’git bununla bağla O’nu kendine
artık sen O’nunsun, O da senindir’’
atılır Salmakis, tanrının bu sözüyle
bulur O’nu gölün dibinde
iple sarmalar kendisini
O’nun kendi gövdesine

ama tanrı bu
hikmetinden sual olunmaz
tek bir vücutta birleştirir onları
ki bir daha asla ayrılmaz
şimdi artık O, Salmakis
Salmakis de O’dur
bir nehir kol vermiştir gölden
ki dönüp tekrar göle kavuşur

Salmakis ve Hermaphroditos, yani seven ve sevilen, artık tek bir vücutta buluşmuş, hem erkek hem de kadın, ayrılmaz bir bütün olmuştur. Hermaphrodite ismi, o günden beridir, bedeninde hem erkek hem de dişi özelliklerini taşıyan insanlara verilir.

Bitirmeden önce, gelin, sesi hala yankılanan O’nun ve Salmakis’in son sözünü dinleyelim.
Son söz
benim için ne zaman ne de yaşam kalmıştır
ben artık özgürüm, hem de her şeyden
hiçbir ölçü beni ölçmez, hiçbir isim tanımlamaz
ki ben neyim, ki ben oyum







Bir Cevap Yazın