
Soyut dışavurumculuk nedir?
Soyut dışavurumculuk diğer adıyla soyut ekspresyonizm dünyanın karanlığına isyandır. Soyut ekspresyonizm 1940’ların sonunda New York’ta ortaya çıkmıştır. Nesnelerin tam şekline duyarsız kalan bir sanat akımıdır. Sanatçılar kendi duygularını formsuz renklerle ifade etmişlerdir. Dışavurumculuk duyguları en dolaysız anlatan sanat akımlarından biridir.

Ekspresyonist sanatçılar, fırça darbelerini sezgi ve duygu deneyimlerini dinleyerek kullanır. Kendi benliğini dinleyerek üretir. Dışavurumculuk, hislerin görselleştirilmiş ifadesidir.
Soyut Ekspresyonizm Nerede Ortaya çıkmıştır?
Soyut dışavurumculuk akımı 2. Dünya Savaşı’ndan ve olumsuz yaşam şartlarından dolayı göç eden Avrupalı sanatçılar, Amerika’ da daha özgür bir ortam bulmalarıyla ortaya çıkmıştır. Amerikalı sanatçılarla yeni çalışmalara yönelmişlerdir. Gitgide özgüvenleri artan sanatçılar William James ve Carl Jung gibi öncü analistlerden etkilenmişlerdir.
Bilinçdışı, psikolojik araştırmalar ekspresyonistlere referans olmuştur. Bize göre anlamsız, saçma şekiller onların bilinçaltını, duygularını anlatır. Gerçeklerden kaçmak isteyen insanların oluşturduğu bir sanat, sığınak olarak değerlendirilebilir. Yaşadığı dünyaya karşı sorgulama, güçlü sanatçıların ortaya çıkmasına ortam yaratmıştır. Benzer süreçlerden geçen başka bir akım için bakabilirsiniz.
Soyut Dışavurumculuk Akımının Bazı Temsilcileri
Sanatçılar kendi yeteneklerine uyan tekniklerle üslup geliştirmişlerdir. Resmin sonucu değil, yaratım süreci ön plandadır. Birçok farklı üslupta ekspresyonist akımın temsicisi olmasına rağmen ortak yönleri bulmak mümkündür; planlama yerine doğallık esastır, resmin kuralları önemsenmez.
Sınıflandırılamayan ressamlara Arshile Gorky örnek sayılabilir. Sanat akımlarını inceleyen sanat tarihçileri Arshile Gorky’ nin hangi akıma dahil edilmesi gerektiği konusunda kararsızdır. Yine de sanat tarihinde insani, estetik açıdan etkileri yok sayılamaz.
Söz konusu akımda benzer nitelikte ressamlar, hareketler bulabiliriz; renk alanı resmi ve aksiyon resmi. Bazı aksiyon ressamları resimde kendi hareketlerini ve boyanın etkilerini canlandırmak istemişlerdir.
Jackson Pollock resmin kaynağını bilinçaltı olduğunu ifade eder. Annesiyle olan sorunlu iletişimini mitik unsurlarla simgeleştirmiştir. Terapi alırken bilinçdışından yararlanmıştır.
Mark Rothko gibi renk alanı ressamları ise, herhangi bir konu seçiminden çok sakin ve ruhani bir anlatım oluşturmaya çalışmışlardır. Renk ve şekillerdeki miktar duygularını, yalnız hissettiğini açığa çıkarmaktadır.
Jack Tworkow Polonyalı olan ressam geometrik çizgilerle meslektaşlarına oranla daha naif, gizemli bir tarz oluşturmuştur. Tabi her resim gibi yoruma açıktır. Amerika’ ya göç eden ressam iyi bir eğitim almıştır.
Sanatın imkanları geliştikçe soyut ekspresyonizm gelişecek gibi duruyor. Avrupa’dan göç eden sanatın merkezi Amerika olsa da sanatın asıl mekanı sanata gönül vermiş insanlardır. Bazen duygularımızı anlatır, dinleriz sanat eserlerinden. Bazen başka hikayelere şahit olur, yorumlarız. En iyisi bir daha müzeye, sergiye gittiğimizde daha dikkatli bakalım. Müzelerle ilgili düşünceler için tıklayabilirsiniz.
KAYNAKÇA:
https://www.zilbermangallery.com/etcetera-e34-tr.htm
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3881636
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/275526
Editör: Melisa Soydan







Bir Cevap Yazın