Birçok insan hayatta kendine bir şeyi temel alır. Kimi iyi bir insan olmayı, ailesine zaman ayırmayı veya yeni yerler keşfetmeyi hayatının temeline koyar. Ancak son zamanlarda bunlardan daha çok ön plana çıkan bir değer var: statü.
Peki bu statü neden bu kadar ön planda?
Neden insanlar bunun için birbirini parçalıyor?
İnsanlar, bu statü uğruna nasıl bu kadar yozlaşabiliyor?

Bir süre sonra insanda oluşan baskı, istemeseniz bile sizi bu statü girdabının içine çekiyor. Kendini değersiz görme, sürekli kendini geliştirme baskısı gibi durumlar da bu döngüyü pekiştiriyor.
Peki bu statü, tüm bunları yaşamaya gerçekten değecek bir kavram mı?

Statü Ne Anlama Gelir?

Statü yalnızca iş yerimizdeki ya da ailemizdeki hiyerarşiyi tanımlamaz; yaşamın her alanına nüfuz eder. Artık insanların hitap şekillerini, verdikleri değeri ve gösterecekleri tavrı belirleyen kıstas hâline gelmiştir. Günümüzde saygı görmenin birinci kuralı, statü sahibi olmaktan geçiyor.

İnsanlar bu otoriteyi kazanmayı eskisinden daha çok önemsiyor. Bunun için bazen ideallerinden, hatta inandıklarından bile vazgeçebiliyorlar. Bu duruma makyavelist bir açıdan bakarsak, “amaca ulaşmak için her yol mübahtır” örneğini verebiliriz.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi ve Statü

Statü, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde “Saygı ve Prestij” basamağıyla bağlantılıdır. Dördüncü basamaktaki saygınlık, insanın var olma savaşını simgeler. İnsanlar başkalarının önünde görünür olmayı ve saygı kazanmayı ister; böylece başarılarını kendilerine kanıtlarlar.

Başkalarının saygı göstermesi ve statümüzü yüceltmeleri de bireyin temel ihtiyaçlarından biridir. Maslow’un piramidinde bu durum bireysel bir ihtiyaç olarak tanımlansa da, günümüzde tablo değişmiş durumda. Artık saygı, bireysel tatmin için değil, çevrenin onayı için istenir hâle geldi.

Kendi gözündeki saygıdan çok, başkalarının onayı daha değerli hâle geldiğinde insanda aşırı statü takıntısı başlıyor. Çünkü kişi, kendine duyduğu saygı ve tatmini geri plana attığında kendi içsel değerini anlamakta zorlanıyor.
Statü başkalarına kanıtlama amacıyla istendiğinde yozlaşma da kaçınılmaz oluyor. Maslow’a göre saygınlık ve prestij sağlıklı bir temel olmalıdır; ancak bunları başkalarına kanıtlama ihtiyacına bağımlı hâle getirmek yozlaşmayı beraberinde getirir.

Maslow'un ihtiyaçlar piramidi ve statü ile içsel tatmin ilişkisi

Statü Nasıl Oluşur ve Sosyal Statü Nedir?

Statü günümüzde bu kadar önemliyken, onu belirleyen faktörler de bir o kadar önemlidir. Öncelikle eğitim, meslek, gelir ve sosyal çevre ön plana çıkar. Genel geçer başarı ölçütlerinden birkaçına ulaşmak, toplumda sizi statü sahibi yapar.

Bunlar ne kadar önemli olsa da statü sadece somut kriterlerle ölçülmez. Soyut, yani sosyal statü sahibi olmak da en az diğeri kadar önemlidir.

Örneğin, bir kişi terfi alarak CEO pozisyonuna yükselebilir; ancak daha alt bir pozisyondayken ekip arkadaşları tarafından sevilmiyorsa onun statüsüne saygı duyulmaz.
Ya da okulda öğrencilere kötü davranan bir öğretmen, statüsüne rağmen öğrencilerden saygı göremez — en fazla çekince yaratabilir.

Tam tersine, düşük pozisyonlu birinin yaptığı işlerin takdir görmesi de o kişiyi statü sahibi kılar.
Bu nedenle bazı insanlar statüye ulaşmak için adeta bir bukalemuna dönüşür. Gerçek tatminlerini bir kenara atarak çevrenin onlardan olmasını istediği kişiye dönüşürler.

Sosyal statünün getirdiği çevrenin onayı, benliklerinin önüne geçer. Bu durum “geç kalma hissiyle” birleşince insanda ciddi bir stres kaynağı oluşturur. Zamanla biriken bu duygular, insanın bu modern savaşta ayakta kalmasını zorlaştırır.

Çevrenin Onayı ve İçsel Tatmin Arasındaki Gerilim

Kişiler çevrenin onayı için bu duruma ayak uydursalar da, içsel olarak zorluk yaşamaları kaçınılmazdır.
Bu onay ne kadar ön planda olsa da, içsel huzurun önemini genellikle kötü deneyimlerle anlarız.

Kabul görmek için kendimizi ne kadar değiştirirsek, benliğimizle o kadar çelişir ve içsel sorgulamamız artar.
Kişi artık kendisi gibi davranamaz; toplumun onun için yarattığı çerçevenin dışına çıkamaz. Bu durum aşırı düşünmeyle (overthinking) birleşince içsel gerilim artar.

Gerilim seviyesi yükseldikçe insan kendinden uzaklaşmak zorunda kalır. Kaygı, aidiyet eksikliği ve tükenmişlik gibi hisler bize içsel huzurun önemini hatırlatan acı tecrübelerdir.

İçsel tatminin sosyal statüyü yendiği yer tam olarak burasıdır:
Kimsenin onayına ihtiyaç duymadan, kendi bildiğin doğrularla yürümek…
Bu dönemde bu cesareti göstermek, gerçekten cesurların işi hâline gelmiştir.
Buna cesaret edildiğinde ise yaptığınız her şey size keyif vermeye başlar.
Hayat, başkalarının doğrularını yaşamak için fazla kısa.

İçsel Tatmin Dengesi

Başkalarının onayını tamamen yok saymak elbette mümkün değildir. İnsan sosyal bir varlıktır ve toplumun bir parçası olarak yaşar. Takdir görmeye, emeklerinin değerinin bilinmesine ve işe yaradığını hissetmeye ihtiyaç duyar.

Ancak bu dengeyi koruyabilmek için kendi değerimizi yalnızca sosyal statüye bağlamamalıyız.
Körü körüne uyum bekleyen, benliğimize uymayan topluluklardan uzak durmalı; kendimizi huzurlu hissettiğimiz ortamlarda bulunmalıyız.

Bizi mutsuz eden, samimiyetsiz ortamlar sadece içsel enerjimizi zehirler.
İçsel tatmin ve sosyal statü dengesinin sağlandığı yer, kendimizi sağlıklı ve uyumlu hissettiğimiz ortamlardır.
Kendi çiçeğimizi, bize gerçekten değer veren insanların yanında açmalıyız.
Aksi hâlde bu modern savaşta kendimizi harap etmekten başka bir şey yapamayız.

Statü ve Kendini Geliştirme Baskısı

Bu kadar statü savaşı veren filler arasında ezilen çimenler de illa ki oluyor. Toplumsal baskılar, sürekli çevreyle yarış içinde olma hali insanda yetersizlik duygusu yaratıyor. Günümüzde üniversitede herkes sertifika canavarı, iş hayatında herkes network delisi, sosyal hayatta da herkes çok önemli şeylerle meşgul görünmenin derdinde. Başarı ve mutluluk artık sadece bir gösteriş malzemesi hâline geldi. Bilgili olmak yerine bilgili görünmek toplumda daha çok rağbet görüyor.

Bunlara maruz kalan kişi de “Acaba ben zamanımı boşa mı geçiriyorum?” düşüncesi oluşuyor. Hayatımızın olgunluğa ilk adımları olan yirmili yaşlarda bile kendimizi geç kalmış hissedebiliyoruz. Hakkımızda oluşturduğumuz aşırı beklentilerin altında ezilmekten kurtulamıyoruz. Çünkü bu yaşlarda garanti bir iş, girişimcilik, birikim, yatırım hatta evlilik beklentileri oluşturuyoruz. Bunu sadece biz değil, çevremiz de bizden bekler durumda olabilir. Ancak bu beklentiyi onlara yaratma fırsatını bizim vermememiz gerekir. Yoksa onlar beklentileriyle kalır, bunların altında ezilen biz oluruz. Ve bahsettiğimiz her şeyi gerçekleştirebilmemiz için herkesin hayat yolunun farklı olduğunu kabullenmemiz gerekiyor.

statü içsel tatmin ve özgürlük heykelinin bağlantısı

Zamanla Değil, Huzurla Ölçülen Bir Yaşam

Çizgi roman yazarı Stan Lee, ilk büyük süper kahramanlarını 40’lı yaşlarının ortasında yarattı. Harry Potter eserinin yaratıcısı J.K. Rowling eserini 32 yaşında yayımladı. Oysa daha öncesinde işsizdi ve devlet yardımıyla geçiniyordu. Toplum bize bazı konularda geç kaldığımızı hissettiriliyor. 22’sinde mezun ol, 25’inde kendi işini kur, 30’unda evlen… Sığdırılmak istendiğimiz kalıplara girmediğimiz için kendimizi başarısız hissetmekteyiz. Oysa kimsenin parmak izi aynı olmadığı gibi hayat yolumuz da kimseyle aynı değil. Başarı, en temelde kişinin içsel tatmini ile ilgilidir. Gün içinde küçük bir hedefini gerçekleştirebilen biri bile kendini başarılı saymalıdır. Kendi zamanını belirlemek, bu statü canavarları çağında yapılan en cesur seçimdir.

Kendinle Barışmanın Statüsü

Günümüze baktığımızda belki de en yüksek statü, kendi iç sesimizi duymaktır. Başarıyı çok büyük şeylerde değil de bazen ufak detaylarda bile hissedebilmek, günümüzde çoğu kişinin yapamadığı bir şey. Başkalarına benzemeye çalışarak geçen bir hayat kolay olan yoldur. Hayat ritmimizin herkesten farklı olduğunu bilmek, geç kalma hissini yenebilmek ve bunu çevreye kanıtlayabilmek, içsel tatminin kabul gören etkili yollarından birisidir. Gerçek bir statü istiyorsak, kendimizi tanıyıp olduğumuz gibi sevmeliyiz. Statü ise geçicidir; ama insan, kendisiyle kurduğu sevgi bağını sürdürür. Ve de o bağ belki de bizi bu statü savaşından sağ çıkaracak en etkili silah olacak. Gerçek statü, kendimize duyduğumuz saygıdan geçer.

Bir Cevap Yazın

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin