Stres

Hayatında her şey yolunda gidiyor zannederken; keyif kahveni taşıyan ellerinin titremeye başladığını, kan basıncının düşüşü ile birlikte kalbinin olağan sürecinden farklı attığını ya da “Aslında hiç stres yapmıyorum.” derken bile tırnaklarını yer vaziyette olduğunu hatırlıyor musun?

Kendine yeteri kadar zaman ayıramadığında, zor süreçler atlattığının farkında dahi değilken taşıyamayacağın yüklerin altına girdiğinde, hassas kalbinin ya da ruhunun zarar gördüğünü hissettiğinde, bazen durup beklemen, olanları anlaman, neler hissettiğini fark etmen gerekebilir. Fakat günümüz koşuşturmacasında, oradan oraya bir hışımla bizleri sürükleyen hayatın kargaşasında, bazen ruhumuzun isteklerini göz ardı edebiliyoruz. Hissettiklerin ve fark ettiklerin seni bulunduğun durumdan özgürleştirip, sana farklı bir kapının anahtarını verebilecekken, onlardan kaçmak belki de ilerlediğin yolda kısa vadede sana mutlu hissettirebilir. Yolda mutlu olmak elbette ki önemli fakat daha önemli bir şey var: “sen.”

Uzun vadede kaçtığın ve yaşamaktan korktuğun duygularla, mutlu olduğunu düşündüğün yolda karşılaşman olası. Cebinde ruhunun özgürlük anahtarını taşıyorsun. Seni varmak istediğin yere götürecek anahtarlar cebinde fakat sen dizlerin de kanasa, belindeki kambur ile yola devam etmek istiyorsun. Durup dinlen, ceplerine bir bak. Yaralarını fark et lütfen.

Stres; tam olarak burada bahsettiğim kambur aslında. Düştün dizlerin yara bere içinde. İlerlemek istediğinde dinlenmeye ihtiyacın olduğunu fark etmezsen daha çok yorulacaksın. Hepimiz istesek de istemesek de yoldayız. İlerlemek senden değerli değil. Sen yoksan ne ilerleyebileceğin bir yol ne de ulaşacağın bir hedef yok. Dizlerindeki yaraları sarmaya ve iyileştirmeye başlamadan önce onları görmelisin. Anlayabiliyorum, bunun için gözlüklerini taktın ve yaralarına bakıyorsun ama belki de stres görmek için taktığın gözlüğünün camlarındaki o sis ya da buğudur. Yaralarını fark ediyor, yola devam ediyor ve ilerlemek istiyorsan gözlüklerini silmen gerekiyor olabilir.

Stres İle Başa Çıkmak

Düşüncelerin ve duyguların bir bütün olarak ilerleyemediğinde, duygu yoğunluğun ve düşünce çöplüğün arttığında paralel bir biçimde dengede olmak her zaman mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda stresle başa çıkmaya çalışmadan önce, onu kabul ve fark etmelisin. Stres, bir noktaya kadar motive edici bir araç dahi olabilir hayatında. Burada bahsettiğim nokta sensin. Önemli olan stres ya da kaygı duyduğun durumun neye hizmet ettiğini anlamak ve akabinde stresin açtığı pencereden bakabilmeyi istemek. Sahiden sandığın kadar korkutucu, telaşa sebep verici durumlar mı yoksa seni itekleyecek ve yolda yürürken belki yürüdüğün asfaltın rengini, nereye gitmek istediğini ve sana eşlik edenleri fark etmeni sağlayacak bir araç mı? Bunu o pencereden kendini de izleyerek anlayabilmek mümkün. Sana zarar verecek ya da ruhunu zedeleyecek duruma geldiyse, kolaylaştırılması ya da iyileştirilmesi gereken yer tam olarak burası olabilir.

Stresin Hayatımıza Vereceği Etkileri Nasıl Belirleyebiliriz?

Bu iki şekilde mümkün.

  • Onu yürüdüğün yolda ayağına takılan bir çakıl taşı gibi görmek olabilir. Yalnızca sana uyarı niteliğinde orada. “Bu sokakta dikkatli olman gerekli”. Belki çocukluğunun geçtiği sokaktır orası. O çakıl taşını al, incele ve onu da anahtarının olduğu cebine koy. Çünkü artık o senin için bir engel değil, o seni yaralayabilecek güce sahip olmadan fark edip kabul ettin onu. Koskocaman bir kaya değil. Boyunu aşacak büyüklükte değil, avuçlarının arasına alabileceğin kadar küçükken fark ettin sen onu. Bu yüzden, onu yerden kaldırırken kahveyi taşırken ki gibi titremedi ellerin. Aksine güç kattı gücüne, daha sağlam atıyorsun artık adımlarını. Strese baktığın ve onu tanımladığın yer, onunla başa çıkmaya çalıştığın yerde korkutucu ve zorlayıcı görünüyor olabilir. Bir adım daha mesafe bırakman gerekiyordur belki aranızda.
  • İkinci yol ise, bilimsel araştırmalar sonucunda da kanıtlanmış olan ve gerçekten fayda sağlayacağını düşündüğüm bir yol. Tabi ki ruhuna iyi gelen şeyi bulmak. Kendini tanımaya çalışarak sana neyin iyi geldiğini keşfetmek. Kimileri yaşam yolculuğunda hayatın stresli kısmı ile müzik dinleyerek başa çıkarken, kimileri spor ile bunu yapar. Bazıları yazı yazmayı ve okumayı tercih ederken, bazıları ise yemek yapmanın onu rahatlattığını söyler. Konuşmak ve duygularını sözlü ya da yazılı ifade etmek. Ne hissettiğini somutlaştırmak için bence çok önemli. Herkes bunu yapmak zorunda değil tabi ki, bazıları şarkı söylerken ya da resim yaparken, dans ederken de bahsettiğim gibi duygularını ve ruhunu ortaya döküyor olabilir. Genel anlamda; sanat, spor, fiziksel ve zihinsel aktifliği sağlayabilecek her türlü aktivite, nefes egzersizleri, yoga, meditasyon gibi rahatlatıcı ve ruhu dinginleştiren aktiviteler, veyahut yalnızca zihnini boşaltmanı sağlayacak bir meşguliyet.

Dilediğini seçmekte ve seçenekleri dilediğin gibi çoğaltmakta özgürsün. Önemli olan, neyin sana iyi geldiğini ve ruhunu beslediğini keşfetmek. Bahsedilen durumlar elbette ki bilimsel öneriler fakat psikolojik destek almanın önemi yadsınamaz derecede büyük. Psikologlar tam olarak böyle durumlarla baş ederken bizlerin en büyük destekçileri. Burada mühim olan kendimize uygun terapisti ve terapi türünü seçebilmek. Hayat çeşitli süreçleri deneyimlediğimiz ve bu tecrübeler sırasında yaşadığımız duygu durumlarının bütünü bence…

Çiçekli bahçeleri olan yollarda dikenler var diye yürümekten vazgeçmeyip, dikenleri olan yolda çiçekler de var diye sevinebilmektir yaşamdan tat alabilmek. Hepimizin pencere önünde dikenler var, rengarenk çiçekleri görebilmemiz dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin