Poison ve Henry Sugar’ın Hikayesi

Roald Dahl’ın ilgi çekici kısa hikayelerinden uyarlanan ve Wes Anderson yönetmenliğini yaptığı sıradışı kısa ve ”orta” metrajlı filmlerden oluşan, olay örgüsü olarak birbirinden bağımsız dört film Netflix’in yeni içerikleri arasında yerini aldı.Rat Catcher, Swan, Henry Sugar ve Poison adındaki bu dört hikaye birbirinden tamamen farklı ancak aynı teknikle çekilmiş, hepsinde karakterler olayı kameraya anlatıyor.

Bu seriler sayesinde Benedict Cumberbatch, Rupert Everett, Ralph Fiennes ve Ben Kingsley’i uzun bir aradan sonra bir arada izleme imkanı buluyoruz. Filmlerin anlatım tarzı son derece sıradışı ve sürükleyici. Aynı yönetmenin Rat Catcher ve Swan adındaki diğer filmlerini de platformda bulabilirsiniz. Ben Poison ve Henry Sugarın Hikayesini beğendim. İki hikayede de Benedict Cumberbatch başrolde. Henry Sugar karakteri ve filmin ritmi yaklaşık 1 saati 10 dakika gibi hissettiren bir tempoyla duyugörü konusunu çok eğlenceli bir şekilde işliyor. Poison ise hızlı girişi ve tırmanan gerilimiyle 17 dakikada uzun metrajlı bir korku filmine taş çıkartıyor.
Venedik’te Cinayet, Doğu Ekspresi’nde Cinayet, Nil’de Ölüm

Benedict Cumberbatch kısa filmlerle meşgulken İngiliz yönetmen ve oyuncu Kenneth Branagh ve çok sayıda Hollywood ünlüsünün boy gösterdiği üç Agatha Christie imzalı polisiye izleyicileri bekliyor.Uyarlandığı Agatha Christie romanlarını okumuş biri olarak, filmlerin özgün hikayeye tamamen sadık kaldığını söylemekten son derece memnunum. Christie’nin en bilinen polisiyelerini Mısır, karlar içerisinde bir Doğu Ekspresi ve Venedik temasında nefes kesen manzaralar eşliğinde en yüksek görüntü kalitesinde izlemek mümkün. Kenneth Branagh’ı Hercule Poirot olarak izlemek heyecan verici, ayrıca yazarın kaleme aldığı dönemde bazı karakterlere yönelik ayrımcı söylemlerin bu filmlerde terk edildiğini ve hikayeyi yapaylaştırmadan yeniden izleyiciyle buluştuğunu belirtmeden geçmeyeyim. Serinin son filmi Venedik’te geçiyor, ardından izlemediyseniz 2017’de yayınlanan Doğu Expresi ve 2022’de yayınlanan Nil versiyonunu da izlemenizi öneriyorum.
Do Not Disturb

Cem Yılmaz’ın Karakomik filmleri içerisinde en sevdiğim “İki Arada” olmuştu. Bu hikayenin yıldızı Ayzek ve bir nevi uçlar arasında savrulan zihnini 1 saatlik bölümde çok iyi anlatan filmden sonra, bu kez bir nevi “karaya” oturmuş Ayzek’i bir otelin gece müdürü olarak ilk gününde, daha doğrusu ilk gecesinde izliyoruz. Yaklaşık 20 sene önce 24 adında bir polisiye dizisi vardı, Do not Disturb’ü izlerken her bölümün bir saate denk geldiği bu diziyi hatırladım.
Bu uzun metrajlı Ayzek hikayesinde, Ayzekin adını aldığı aşk gemisine göndermeleri, giderek populist bir hal alan “farkındalık” konusundaki son derece samimi ve gerçekçi halini beğendim. Bu arada profesyonel psikolojik destekte ziyade sosyal medyadaki alaylı “kişisel gelişim” hesaplarına açık açık ağzının payını verdiği vurucu tespitler vardı, hatta “su böreği” örneğinde kahkaha atmıştım. Filmin çok özgün bir tarzı var,özellikle masa etrafında geçen sahnelerin her birinden sayısız kısa film çıkabilirmiş.
Kulüp – 2. Sezon

Her bölümünde tatlı ve hüzünlü bir Sefarad şarkısını dilime dolayan, yanıbaşımızdaki beş asırlık bir tarihe temas eden ve bence geçtiği zamanın insanlar üzerindeki izlerini çok güzel bir dille anlatan bir diziydi Kulüp. Meğer kulüp Selim’in performanslarıyla güzelmiş.
Dizinin ikinci sezonunda o ışıltılı “sahne dünyasını” bir iki kez ancak izleyebiliyoruz. İkinci sezonun adı Kulüp değil Keriman olsa yeriymiş. Bir önceki sezonu unutmuşken aradan beş yıl geçtiğine seyirci adapte olamıyor, bu zaman atlayışını en iyi görebildiğimiz tek karakter Raşel. Bir “dönemin” klübünden Matilda, Raşel ve Rananın çekirdek ailesine geçiyoruz. Sezonun bazı “iki anne ve iki kız” sahnelerini sevsem de karikatürize kötü kadın ve adamdan bir noktada fenalık geliyor. Hem Raşel hem Keriman sezon boyunca silecek gibi bir o yana bir bu yana savruluyorlar ve Kulüp ne yazık ki depresif ve entrikalı bir yolculuğun ardından sona ulaşıyor.
Hikayenin “Deux ex machinası” yeni kötü adam ve yeni kötü kadının arabadaki yakınlaşma sahnesi dahil bazı bölümlerde o kadar sıkıldım ki, İsmet ve Raşel in ilk sezonda neredeyse hiç ilgimi çekmeyen hikayesi bile daha akıcı geldi. Beş yıllık bir yoksunluğun dönüştürdüğü Raşel ile birlikte hikaye pembe dizi modundan gerçekçi bir ebeveyn-çocuk hikayesine yaklaşsa da Kulüp sanki büyük hikayenin devamı gelmesin diye adeta apar topar mühürlenmiş gibi bitiyor.







Bir Cevap Yazın