Sevmeyi ve sevilmeyi çok küçük yaşlarda bize öğretildiği kadarı ile biliyoruz.

Saçlarımız okşandıysa, gözyaşlarımız silinip yanaklarımızdan öpüldüyse şefkatli bir sevgiyi;

ailemizin yoldan geçen bir köpeğin başını okşadığını ya da yardıma muhtaç birine yardım ettiğini görerek büyüdüysek merhametli bir sevgiyi; korktuğumuzda ya da yalnız hissettiğimizde yolumuza ışık tutan biri var ise güvenli bir sevgiyi öğreniyoruz.

Düşüp dizlerimizi kanattığımızda neden dikkat etmediğimizle ilgili türlü suçlayıcı ifade ile karşılaşırsak, suçlayıcı; yaptığımız en ufak hata ya da yanlışta bir tokat ile başlayarak hissettiğimiz acı ile ise şiddet içeren ve güvensiz bir sevgiyi öğreniyoruz.

İnsanın evi ait hissettiği yerdir. Güvende, kuşkusuz, kaygısız bir yer insana yuva olurken, seslerin yükseldiği, uykulardan sıçrayarak uyanılan o yer yuvadan ziyade dört duvardan ibaret bir yapıya dönüşüyor. Sevgi görmüş insan sevgi gösterirken, öfke görmüş insanın nefret ya da korku duyması çok normaldir.Duygular öğretilmez belki ama hissedilir. Hissedildikçe aktarılır. Aktarıldıkça ise kişinin yaşantısının bir parçası hatta kişiliği haline gelir. Dizleriniz kanadığında yaralarınız sarılmalıyken bir yara daha açılmamalıdır mesela…

Açılıyor ise de “Neden düştün?!” denmemelidir.

Sevme ve sevilme şekillerimizi yaşantılarımız belirliyor.

Çok küçük yaşlarda sevgi sandığımız şiddeti gördüğümüz o eve benzer bir evin kapısından girmek bu yüzden bize güvenli geliyor. Kalbin, ruhun, aklın tanıdık olana çekiliyor.

Aslında öyle değil, biliyorsun. Aslında sevmemelisin, güvenmemelisin, gitmemelisin, orada olmamalısın. Orası sana göre değil, biliyorsun. Fakat orada bir şey var. Orada daha önce duyduğun aldatıcı sözlere benzer, gördüğün sevgiden ve merhametten uzak sevgi şekline, dengesiz ve düzensiz yaşantına benzer bir şey var.

O şey tam olarak tanıdığın ve bildiğin bir yerle çok benzer işte, yuva sandığın tuğla yığını ile…

Aslında Öyle Değil

Sevilmemiş çocukluğun, sevgi göreceğine duyduğu inanç ile çıktığı yolda yine dizlerini kanattı, yine sarılmadı yarası. Gözyaşları yine silinmedi ama yine de oradan gidemedi.

Çocukluğunda sağlıklı bir sevgi ile büyümüş kişilerin yetişkinlikte mutlu ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesinin ana sebebi öğrendikleridir aslında. Huzuru ve mutluluğu bir kere gören biri onu tekrar gördüğünde ne yapacağını bilir. Kaçmaz, korkmaz, bocalamaz. Yara alsa da göstermekten korkmaz. Yaralarının sarılacağını bilir. Yara açılmayacağını hisseder.

Şiddetle büyümüş çocuklar ise şiddete maruz kalan ya da şiddet gösteren yetişkinlere evriliyor zaman içerisinde. İşin ilginç tarafı da bu onların normali. Bugün eşine şiddet gösteren bir adamın çocukluğunda babasının şiddetine maruz kaldığını öğrenmek bizi çok da şaşırtmamalı. Tabii ki bunların hiçbiri şiddeti meşrulaştırmaz fakat çoğu davranış bozukluğunun altında sevilmemiş yaralı bir çocuk yatıyor.

Hiç şunu düşündünüz mü?

“Size sevgisini gösteremeyen ailenizin, ailesi tarafından sevilmediğini?”

Bir Cevap Yazın

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin