
Zaman her şeyin ilacıdır derler. İlaç kılıflı panzehir midir bilinmez. Zehir gibi ziyan değil belki ama derman da sayılmayan. Alaca bulaca bir yol gibi bazen. Puslu ve belirsiz. Meçhule giden bir yol. Biraz ürküten biraz heyecanlandıran. Gridir yani zaman. Ucu sonu belli olmayan bir ufuk çizgisi. Beklenti aynı zamanda. Alt üst eden bekleyiş…
Derken aklıma Şems-i Tebrizi’nin “Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden iyi olmadığını?” sözü geldi. Öyle. Bilemeyiz zamanın bize getirdiklerini ya da götürdüklerini. Yüzyıl sonra meyve veren ağaçta zamanın esiridir. Meyvesini vermekte gecikti diye ağaç taşlanmaz. Mucizelere inananlara da mucizesini de verendir zaman. Sabır isteyendir. Sabrın sonu selamet de olsa insan bazen sonu görecek selamette olamıyor. İsyan ediyor bazen vazgeçiyor ya da umutsuzluğa kapılıyoruz istediklerimizi alamayınca kendisinden. Bir çoğunuz gibi zamandan beklediklerini henüz alamamış biri olarak bekletilen güzelleşir diyerek bir şarap kanununa inandığımı da belirtmek isterim.

Zamanla anlarız, hafifleriz, alışırız. Ama bu alışkanlık her zaman iyi olmayabilir. Bazen acıya da kötüye de alışır insan. Bu şey gibidir; burnumuz bi süre sonra aynı kokuyu alamamaya başlar. Çünkü koku duyumuz yorulur ve aslında alışırız. Zaman, alıştırır diyebiliriz. Zaman iyileştirir de diyebiliriz. İyileşmek güzel olandır ama içinde yarayı da barındırır. Shakespeare’in de dediği gibi: Zamanın kime dost kime düşman olacağını bilemeyiz.
Zamanın çehresinde payımıza düşenleri kabul etmeyi ve yolumuza sırtımıza yüklediklerimizle kambursuz devam etmeliyiz.

Zaman, en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazmaz belki ama yazılan her sonu çiçeklendirmek için elimden geleni yapacağım ben. Sözüm söz. Kalemim kaleminizdir.







Bir Cevap Yazın