Eskiden küçük bir çocuk gibi yere çömelip uzunca bir süre gönlünün alınmasını beklediğin meseleler artık mesele olmaktan çıkınca anlayacaksın büyüdüğünü. Yanlış anlaşılmamak için çırpınıp durduğun yerden, arkanı bile dönmeden çıkınca öğreneceksin. Evvela uzuvların büyüyecek ama sen yüreğin ağırlaştığında anlayacaksın büyüdüğünü. Umdukların sandıklarına dönüşecek, yanılmayı öğreneceksin. Hayal ettiklerinin kırıklığına alışacaksın. Sevdiğin renkler değişecek sonra, belki sevdiğin tatlarda. Pembeyi siyaha değişeceksin.

Tatlıyı seven dilin kabak tadına da alışacak. Küçükken renklerini sevdiğin halı desenine dalacak gözlerin sık sık, buğulanmaya yüz tutacak. Her istediğin olmayacak ve sen oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi ağlayamayacaksın artık. Çünkü sana ağlamak için bile zaman tanınmayacak. Çoğu zaman üzülmeye vaktin, kırılmaya mecalin kalmayacak. Her daim yüzüne yakıştırdığın bir masken olacak, adına tebessüm dedikleri. İyi misin sorusunu daha az duyacaksın ve cevapların hep ezberden “iyiyim” olacak. Bazılarının yüzünü aya buladıkları kalpleri, kara çalmış olacak.

Herkesi kendin gibi sanacak; kalbin kırılıp, canın yanana dek de anlayamayacaksın herkesi sevemeyeceğini. Sevmek isteyeceksin, en çok da sevilmek. Sevmeyi öğreneceksin elbet, şanslıysan sevilmeyi de. Sonra, evvela kendini sevmen gerektiğini anlayacaksın. Dahi isen erken, mazlumsan geç. Ama er ya da geç; öğretecek hayat sana da büyümeyi, kaçamayacaksın. Dünya tüm bunlara rağmen dönmeye, sense büyümeye devam edeceksin çünkü. Ne yalan söyleyeyim, çok sevmeyeceksin büyümeyi… Gördüğün her bebeğe imrenecek, büyümüşte küçülmüş her çocuğa gıcık olacaksın. O küçük bedenlerin büyüme sevdasını anlamayacaksın. Bazen anlatmak için çabalayacaksın ama anlamayacaklar. Yaşayarak öğrenecekler. Büyüyecekler, onlar da..

Büyümenin sancısıyla ufalanacaklar belki de. Küçük toz pembe hayatları dünyanın grisiyle tanışacak. Kapkaranlık sanacaklar başta dünyayı. Çoğu zaman karanlık da olacak ama aydınlığı da olduracaklar hayatlarında. Yaşamın, tüm renkleri içinde barındıran bir resim paleti olduğunu anlayacaklar. Bir doğru grafiği olmadığını; kimi zaman düşerek, kimi zaman düştüğü yerden tekrar doğrularak yol alındığını öğrenecekler. Yükselişlerle umutlanıp, düşüşlerle olgunlaşarak ilerleyecekler. Mutluluk denen illetin, anda ve en çok da canda olduğunu kabul edecekler. Yine de onu dışarıda aramaktan vazgeçmeyecekler. Ve dışarıda koştukları her şeyin aslında içlerindeki boşluğu örttüğünü anlayacaklar.

Öğrenecekler, dedim ya büyüyecekler.

Editör: Cemre Kayra

Bir Cevap Yazın

Bizleri takip etmeyi unutma!

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin