Fark edilmek için gözlerinin içine baktığınız, sürekli kendinizi açıklamak zorunda kaldığınız, “Daha çok seversem daha çok sevilirim.” sandığınız bir ilişkinin içinde bulundunuz mu hiç? Kendinizden sürekli ödün verdiğiniz, terk edilme kaygısıyla sıkı sıkıya bağlandığınız ve finalde hem onu hem de kendinizi kaybettiğiniz bir ilişki?

Final sahnesinde aynada gördüğünüz silüet, siz değilsinizdir artık. Işıltısı kaybolmuş, benzi solmuş, adeta dünyası başına yıkılmış ve çevresinde hiç kimsesi kalmamış bir hayalettir karşınızdaki. Gerçi bu görüntünün çok da yabancısı sayılmazsınız; aynadaki hayaletle defalarca karşılaştınız çünkü. Tam “Her şey değişiyor.” derken yine aynı hayalet… Adeta bir kısır döngü.

Bu sahneyi ilk olarak ne zaman yaşadınız peki, hatırladınız mı? Evet, doğduğunuz, büyüdüğünüz o evlerde… Zorluk çıkarmaz, uslu çocuk olursam sevilirim sandınız. Kendi isteklerinizi yok sayıp sizlere giydirilen kumaşlara sarıldınız sırf uslu çocuk olabilmek için. Zamanla bu kumaşlar arttı da arttı. Size ait olmayan, üzerinizde pek de hoş durmayan birçok kıyafetiniz oldu böylece. Ve nihayetinde ne doğduğunuz evleri mutlu edebildiniz ne de bu kumaşlarla sizlere biçilen elbiselerin içinde bizzat kendiniz mutlu olabildiniz.
Bir süre sonra çıkarmak istediniz bu elbiseleri üzerinizden, yenileriyle değiştirmek… Ama değiştirdiğiniz her kıyafet, zamanla bir öncekine benzemeye başladı. Çünkü her ne kadar üzerinizdekileri değiştirmek isteseniz de ne giyeceğinizi bilmiyordunuz ki… Hiçbir zaman bunun kararını tek başınıza verememiştiniz zaten. Haliyle, bir sürü kıyafet arasından yine bildiğiniz o modeli seçtiniz. Bir de yetmezmiş gibi, “Artık daha farklı şeyler giymek istiyorum.” diyerek dövünüp durdunuz saatlerce.

Yani kısacası doğduğunuz evlerde ne gördüyseniz hep onu aradınız bilinçsizce. Sevgisiz bir evde büyüdüyseniz sevgisiz kalplerde yeşermeye çalıştınız. “Burası bana çok tanıdık, belki bu sefer finali değiştirebilirim.” sandınız. Hatta finali değiştirip kendi içinizde bir zafer kazanmak istediniz belki de. Ama ne final değişti, ne de aynadaki hayalet… Sevgisiz evlerden sevgisiz kalplere uzanan upuzuun bir yolculuk sadece. Yine aynı mutsuzluk, yine aynı karanlık…
Peki, soruyorum öyleyse: Şu andan itibaren farklı kıyafetler denemeye ne dersiniz? Ama bu sefer gerçekten farklı kıyafetler… 🙂







Bir Cevap Yazın