Anneniz Sizi Kimse İçin Doğurmamış, Hamurunuzu Kimse İçin Yoğurmamış Olabilir: İlişki Kuramları

Tanrı insanları çifter çifter yaratırmış, şeklinde bir söyleyişimiz vardır, bilirsiniz. Ne kadar doğrudur? Bilemiyorum, ama bu prensibe inanan çok insan var, varmış, birazdan daha bilimsel konuşacağız. Hızlı bir beyin fırtınası yapalım.Gerçekten hepimiz yarımsak ve bize uygun tek bir kişi varsa yeryüzünde, onu nasıl bulacağız? Bulduk diyelim, onun o olduğundan nasıl emin olacağız? Olduk diyelim, ilişki yürümezse ne yapacağız? Nerelere gideceğiz? Nitekim tek bir şansımız vardı o da hiç mi oldu? Yani ben aşk hususunda birilerine akıl verecek son kişiyim tabi ama, yerinizde olsam bu noktaları da bir ele alırdım.

Alemin bir akıllısı ben değilmişim ki bu konuda uzun ve detaylı araştırmalar yapılmış. Katılımcılar ruh eşi yaklaşımını benimseyenler ve uyum yaklaşımını benimseyenler olarak ikiye ayrılmış. Ruh eşi yaklaşımını benimseyen kişiler, kendileri için mutlak bir doğru adayın var olduğuna inanırken, uyum yaklaşımını benimseyen kişiler, ilişkinin dinamik bir süreç olduğuna ve üzerinde çalışılması gerektiğine inanmaktaymış. Genel itibariyle, ruh eşi grubundaki bireylerin çoğunlukta olmakla birlikte, ilişkilerinden daha çok tatmin duygusu hissettikleri görülmüş. Ancak ilişki riske girdiğinde, birlikte olduğu kişinin ruh eşi olduğunu düşünen kişiler ilişkiyi kurtarmak için, daha çok çaba gösterirken, ruh eşi olduğunu düşünmeyenler, uyum yaklaşımını benimseyen kişilerden bile daha az çaba göstermiş. Yani ruh eşi yaklaşımını benimseyen kişiler ilişki konusunda “ya hep ya hiç” prensibini benimsemeye daha meyilliler gibi görünüyor. Sonuçta doğru kişiyi bulmuş olsaydı hiçbir sorun çıkmazdı. Sorun çıktığına göre, yanlış limana demirlemiş, tekrar açılmanın vaktidir. Aslına bakarsanız boşanma oranlarının yüksek oluşunu, bu bakış açısının yaygınlığına bağlayan araştırmalar da mevcut. Bu bağlamda uyum yaklaşımını benimseyen kişilerin toplumda bu örnekleri görüp ders alan ve ayağı daha çok yere basan, daha realist insanlar olduğuna dair bir kanı da belirtiliyor.

Psikolojide birçok konuda olduğu gibi bu konuda da farklı düşünce okulları oluşturulmuş. Kişilerin romantik ilişkilerin kaderselliğine değil, kendilerine bakış açılarına dayanan yaklaşım Dweck ve Leggett tarafından geliştirilmiş. İnsanları değişebileceğine inanan, artış teorisi, ve değişebileceğine inanmayan, varlık teorisi, şeklinde iki grupta incelemişler. Varlık teorisi grubunda ki kişilerin kişisel hayatlarında zorluklara karşı durma konusunda başarısız olduklarını görmüşler. Ben bir şeyleri biraz fazla kafaya takıyor olabilirler diye yorumladım şahsen.Tabi ki bu yaklaşımlar, insanları gruplandırma davranışlarına ve romantik ilişkilerine de yansımaktaymış. Varlık teorisi grubu bana “Ben böyleyim, işine gelirse.” mottolu kişileri anımsattı. Böyle bakınca yanlış gibi görünse de varlık teoristlerinin ilişki tatminlerinin, doğru kişiyi bulduklarını düşünmeleri artış teoristlerine göre daha fazla olduğu görülmüş. Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum; bir üstteki paragrafta ruh eşi- uyum teorisi ikilemi vardı; burada da varlık-artış teorisi ikilemi var. Bunlara ek olarak Knee’nin geliştirdiği kader ve büyüme ikilemi var, benzer bir durumu ele alıyor. Ne diyelim, insan insana, düşünce okulu düşünce okuluna benziyor işte.

En başta ele aldığımız uyum ve ruh eşi teorileri en güncel olanları diyebiliriz. Daha eski olanlara göre daha kapsamlı bir yaklaşımları olduğu gibi, sevgiyi de sınıflandırma özelliği gösteriyorlar. Ruh eşi teoristlerinin, ilişkilerinde romantik sevgi öne çıkarken uyum teoristlerinde evlilik ilişkili sevgi öne çıkıyor. Yine amiyane bir tabirle, uyum teoristleri gerçekçi insanlar olduklarından umduğunu bulamayıp bulduğunu seven, çok deli divane de olmayan kişiler gibi görünüyor. Zaten karakterleri itibari ile de çok yüksek umutları, gerçek dışı idealleri yok. Öbür romantik grup biraz leyla tabi. Bu durumlar göz önünde bulundurulduğunda, ruh eşi teoristlerinin daha az ilişki yaşadıkları ve hayatlarına daha az kişiyi aldıkları görülmüş.

Size sonuç kısmında, şöyle olun ki aşkı şu kadar kolay bulasınız hiç de kaybetmeyesiniz, demek isterdim. Ancak bütün bu çalışmalar, yaklaşımlar maalesef nedensellik içermiyor. Yani ruh eşi grubunun daha çok tatmin olduğunu biliyoruz. Ama bu yaklaşımdan kaynaklı mı ? Onu tam bilemiyoruz. Belki tatmin olmaya daha meyilli oldukları için ruh eşi yaklaşımını benimsiyorlar. Naçizane psikolojide bu yumurta tavuk kaoslarının sık görüldüğünü düşünüyorum. Kimse sadece sizin ayağınıza uyacak camdan bir ayakkabıyla gezmiyor, dost biraz da acı söyler.

Kaynakça:

  1. https://www.bbc.com/future/article/20190211-the-dark-side-of-believing-in-true-love
  2. https://books.google.com.tr/books?hl=tr&lr=&id=3F0SDAAAQBAJ&oi=fnd&pg=PA44&dq=Dweck+ve+Legget+theory&ots=PRQslDSCi3&sig=l6AmGbwjS7ZmAwWQcvKcbJiNS3s&redir_esc=y#v=onepage&q=Dweck%20ve%20Legget%20theory&f=false
  3. https://books.google.com.tr/books?hl=tr&lr=&id=wUcGAQAAQBAJ&oi=fnd&pg=PA183&dq=knee+destiny&ots=YbyInz-3l8&sig=WkJFj9uonBo9K9Zr9T-HBkFXD7M&redir_esc=y#v=onepage&q=knee%20destiny&f=false

-Taha Özulucan

Bir Cevap Yazın

Bizleri takip etmeyi unutma!

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin