Borsa İstanbul, özellikle pandemi başlangıcından bu yana TL bazında yıllardır süregelen iskontolu fiyatlamanın pandemi düşüşüyle birlikte astronomik bir hal alması, uygulanan para politikasının enflasyonist sonuçları ve yine para politikasındaki aşırı gevşekliğin borsa (hisse senetleri) dışındaki alternatif yatırım araçlarının nazibelerini yitirmelerine yol açması gibi sebeplerle ciddi ölçüde değer kazandı. Esasında paritedeki “fair value” seviyesi dikkate alınıp endeks özelinde değerleme yapıldığında Ulusal 100 endeksinin hala 2-3 yıl önceki iskontolu fiyatlarından işlem gördüğünü söylemek mümkün. Her ne kadar bankalarda özellikle son 1 yılda alıcılı bir piyasa hakim olsa da 2 yıl ve ötedeki vadelerin hepsinde reel getirilerin negatif olduğu söylenebilir. Banka hisselerindeki ralliye rağmen bankacılık endeksindeki yükseliş hem TL’deki değer kaybının hem de enflasyonun gerisindedir. Bilhassa Türkiye’deki en karlı bankalardan biri olan Garanti Bankası dahi son 10 yılda reel olarak %80 değer kaybetti. Dolar/TL tarafındaki serbest piyasa bozucu müdahale neticesinde oluşan sentetik fiyatlama göz önünde bulundurulduğunda esasında reel değer kaybının daha yüksek olduğu söylenebilir.

Son dönemde uygulanan gevşek para politikası ve değerli kağıtlarda oluşan gerçek dışı fiyatlama bankacılık sektöründeki karlılıkları muazzam ölçüde artırdı. Bu da TL bazında bankacılık sektöründeki değerleme rasyolarının oldukça düşük iskontolara düşmesine sebep oldu. Enflasyondan arındırılmış karlardaki artış birkaç yabancı bankanın finansal dipnotlarında belirttikleri gibi 0’a yakın olsa da hisse senedi piyasasında endeksler TL bazlı değerlendiğinden dolayı TL bazlı hisse değerlerinin yükselmesi normal karşılanabilir.

Bu yazıda bankacılık sektöründeki yaşanan kar patlamasının sebepleri ve bankacılık sektörü hisselerinin neden karlılığa ve kar beklentilerine orantılı olarak fiyatlanmadığı incelenecektir.

1. Genel Olarak Sektördeki Durum

1 yıl önce TCMB ve siyasi yönetim tarafından alınan radikal para politikası kararlarıyla birlikte Türkiye’de faizler ciddi ölçüde indirilmeye başlandı. Bu politikaların uygulanmasının sebepleri her ne kadar kamuoyuyla ayrıntılı ve şeffaf bir biçimde açıklanmasa da bunun birkaç sebebi tahmin edilebilir fakat bu konu bu yazının inceleme alanına girmemektedir.

Genişleyici para politikası kararlarının alındığı tarihten itibaren doğal olarak piyasadaki M2 para arzının artacağı ve enflasyonun yükseleceği beklenebilir. Hem TL’nin maliyetinin düşmesi neticesinde TL yatırımlarının cazibelerini kaybetmeleri hem de piyasada para arzında ciddi bir yükselişin gerçekleşeceği öngörüsüyle beraber kurlar da piyasanın önden fiyatlama mekanizması gereği kayda değer bir ivmeyle artmaya başladı. Bunun sebebi esasında TL’deki değer kaybıydı. Kurlardaki yükselişin ve faizlerdeki düşüşün yarar sağladığı sektörlerden biri de bankacılık sektörü oldu. Bunun ana sebeplerini farklı sınıflandırmalara ayırarak incelemek mümkün.

1.1 Sektör Karlılığını Etkileyen Faktörler

Türk bankacılık sistemi kendine has birtakım özelliklere sahiptir. Bunlardan biri mevduat vadelerinin kısa, kredi vadelerinin ise uzun olmasıdır. Bu yapının altında yatan sebep belki de Türkiye’nin özellikle 1950 sonrasında yüksek enflasyonla tanışmış olması ve sık sık finansal krizler yaşamış olması olabilir. Zira elinde uzun vadeli menkul kıymet tutan mudiler enflasyon ve kriz riskini de satın almış olurlar. Bu durumda kısa vadeli mevduatlar Türkiye’deki ekonomik yaşanmışlıklar gereği daha öngörülebilir ve cazip olabilmektedirler. Kredi vadelerinin uzun olması da tasarrufların düşüklüğü ve mevcut tasarrufların gayrimenkul gibi yerlerde değerlendirilmek istenilmesidir. Zira Türk insanı için gayrimenkul gibi önemli ölçüde kredi talep eden sektörlerin yatırımcılarını hem enflasyona karşı koruduğu düşünülmekte hem de bu değerlerin kişilerin ekonomik ve sosyal hayatları için bir güvence olduğuna inanılmaktadır. Bu gibi sebeplerden dolayı Türk bankacılık sistemindeki mevduat-kredi tarafındaki vade makası son derece yüksektir. Türkiye’deki mevduatlar tarih boyunca 3 aydan kısa süreli olurken krediler 1 yıldan uzun sürelidirler. Hatta ülkedeki mevduatların yaklaşık %90’u kısa vadeli mevduatlardan oluşmaktadır. Bankaların ise karlılık marjlarını oluşturan ana kalemlerden biri mevduat-kredi faizleri arasındaki marjdır. Türk bankacılık sisteminin bu özelliğinin faizlerin düşürülmesiyle ve bankaların karlılıklarıyla olan bağlantısı ise şu şekilde özetlenebilir: faizlerdeki düşüşün mevduatlara olan etkisi mevduatların büyük bir kısmının kısa vadeli oluşundan dolayı kredi faizlerine göre çok daha kısa sürede gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu durumda bankaların kar marjları yükselmekte ve karlılıkları artmaktadır.

Alınan para politikası önlemlerinden kaynaklı olarak mevduatlar KKM’ye göre cazibelerini önemli ölçüde yitirmişlerdir. Dolayısıyla mevduatlardan KKM’ye hızlı bir kaçış gözlemlenmektedir. Söz konusu kaçış eğilimi KKM’nin sağladığı kur zırhından ve KKM’den gelen çeşitli vergi avantajlar ve faiz dolayısıyla yalnızca TL mevduatlarda değil YP mevduatlarda da kendisini göstermiştir. 27.10.2022 yılı itibariyle mevduatlardan KKM’ye geçen para 80 milyar dolardır ve bunun yarısı YP mevduat yarısı ise TL mevduatlardan oluşmaktadır. Özellikle 2022 sonları itibariyle KKM’deki hacim yaklaşık 1,5 trilyon TL’ye ulaşmıştır. Son dönemde paritedeki sabitlikten kaynaklı olarak KKM’den çıkışlar gözlemlenmişti ve bu çıkış eğilimi hala devam etmektedir. Bunun önüne geçebilmek ve KKM’nin finansal varlıklar içerisindeki cazibesini korumak amacıyla KKM faiz sınırı kaldırıldı. İleride DTH’lardaki ve TL mevduatlardaki çözülmenin devam etmesi ve KKM’ye olan talebin taze kalması yukarıda değinilen sebepten ötürü devam edebilir. Esasında mevduatlardan çıkış ve KKM’ye geçiş her ne kadar sistemin özelliklerini değiştirmiş gibi gözükse de aslında bu gelişme hem sistemin oluşmasının ana nedenlerini içinde barındırıyor hem de bankacılık sektörünün karlılığını daha da destekliyor. Buradaki önemli nokta ise KKM farklarının yarısının kamu tarafından karşılanacağının taahhüt edilmesidir. Bu durum sektörün marjlarını ve dolayısıyla karlılığını beslemeye devam etmektedir.

Bankacılık Sektöründe İhtiyatlı Fiyatlama
Bankacılık Sektöründe İhtiyatlı Fiyatlama

Sektördeki karlılığın artmasının sebeplerinden diğeri de bankaların ellerinde tuttukları tahvilin yaklaşık %15’inin enflasyona endeksli tahvillerden oluşuyor olmasıdır. Enflasyonun son 1 yılda yüksek seyretmesi söz konusu kağıtların değerlerini artırmış bu da karlılığı olumlu etkilemiştir.

Sektördeki karlılık kalemlerini olumlu etkileyen bir diğer gelişme ise Türkiye’deki tahvil piyasasının serbest piyasa şartlarına göre değil, regülasyonlar neticesinde oluşan suni piyasaya göre değerlenmesidir. Buna göre son dönemde alınan BDDK kararları neticesinde bankalar DİBS almaya zorlanmaktadır. Bu da değerli kağıtlarda ralliye sebep olmaktadır. Tahvil piyasasındaki faizlerin (ilgili vadedeki getirilerin) düşmesi bankaların ellerinde tuttukları tahvillerin nominal değerlerinin ikincil piyasada yükselmelerine sebep olmakta bu da karlılığı muazzam boyutta olumlu etkilemektedir.

Sektördeki karlılığın artışının önemli sebeplerinden biri de enflasyonist ortam ve para arzındaki genişlemedir. Ekonomideki parasal hacmin genişlemesi demek nominal ölçekte dağıtılabilir kredilerin artması ve bu da bilançoların TL bazında büyümesi anlamına gelir. Parasal hacimdeki genişleme ve enflasyonist ortam dolayısıyla mal ve hizmet fiyatlarındaki artışlardan dolayı ihtiyaç duyulan kredi miktarının TL bazında artması demek sektörün karlılığının da yükselmesi demektedir. Ayrıca para arzındaki artışın sermaye piyasalarındaki seans içerisinde oluşan likidite hacmini yükseltmesi banka iştiraklerinden banka bilançolarına aktarılan karlılığı da oldukça olumlu etkilemektedir. Yüksek enflasyonist ortam bir zamana kadar mal ve hizmet üretimine olan talebi önden yüklemeli bir şekilde artırması da krediye olan talebi kriz ortamında beslemektedir. Ayrıca finansalları ilgili kriz ortamının taşıdığı özelliklerle son derece uyumsuz olan ve bu sebepten dolayı işletme sermayelerini çevirmek için dahi krediye ihtiyaç duyan kobilerin artan işletme sermaye ihtiyacı taleplerinin de krediyle karşılanması sektördeki kredi hacmini TL bazında astronomik ölçüde artırmaktadır.

Öte yandan enflasyonist ve genişlemeci ortamın parasal hacimden ve döviz kurlarındaki yükselişten gelen karlılıklara olan katkıyı besleyeceği söylenebilir. Bunun ana sebebi dağıtılan kredilerin yüksek enflasyonist ortama rağmen suni bir biçimde tutulmaya çalışılan dövize yönelik talep yaratacağı beklentisidir. Her ne kadar Türkiye kumanda ekonomisine benzer bir model izlemeyi tercih etmiş ve dağıtılan kredilerin nerelerde kullanılacağını birebir belirlemeye çalışıyor olsa da bunu başarmak tamamen kapalı bir ekonomik modeline geçmeden pek mümün değildir. Zira politika yapıcılar bankalardan çıkan kredilerin yalnızca ilk kullanımlarını yönetebilirler/yönlendirebilirler. Söz konusu krediler ekonomi içerisinde defalarca kez el değiştireceğinden dolayı (paranın dolaşım hızı) parasal hacimdeki artışın pahalınanan TL’ye değil ucuz kalmış dövize yönelik talep yaratması kaçınılmaz bir gerçektir. Bu ulusal paradan kaçış ucuzlayan ithal ürünlere olan talebin artması neticesinde cari açığın yükselmesi ve finansman ihtiyacının artması şeklinde olacağı gibi likiditenin finansal piyasalarda TL’den kaçış şeklinde pozisyonlanması neticesinde de olabilir.

Öte yandan sanayi üretimindeki yavaşlama, beklenen resesyon konjonktürü ve kriz ortamının derinleşmesi neticesinde oluşabilecek “sudden stop” senaryosu endişeleri ileride kredi hacimlerinin düşmesine sebep olabilir fakat bu risklerdeki gerçekleşme 2023 yılının ocak ayı itibariyle çok sınırlı seyretmektedir. ve bu yazının konusunu oluşturmamaktadırlar. Ayrıca sektörel talepteki yavaşlama dünya ekonomilerindeki yavaşlama dinamiklerine paralel seyretmektedir. Bu da uygulanan marjinal para politikasından kaynaklı bir talep daralması ihtimalini zayıflatmaktadır.

1.2 Sektör Fiyatlamalarındaki İhtiyatlılığın Sebepleri

Yukarıda bankacılık sektörüne dair sayıp dökülen onca olumlu gelişmeye ve sektör karlılıklarındaki artışın geçen yıla göre %360’leri bulmasına ve dahi mevcut değerleme iskontolarına rağmen bankacılık endeksi son 1 yılda yaklaşık olarak yalnızca %140 yükselebildi. Esasında bu yükseliş pandemiden bu yana TL bazlı dahi yatırımcısını korumaya ya yetmemektedir ya da ancak yetmektedir. Piyasada bankacılık hisselerine yönelik ihiyatlı fiyatlamanın ana sebepleri tıpkı karlılığı oluşturan sebepler incelenirken yapıldığı gibi sınıflandırılarak yapılacaktır.

İlk olarak karlılıklardaki artışların sebepleri sektörün güçlü yönlerini oluştururken aynı zamanda zayıf yönlerini de oluşturmaktadır. Şöyle ki ileride kaçınılmaz olarak uygulanacak sıkılaştırıcı para politikası neticesinde yükselen faizler bankaların karlılıklarının sektörel bazda sahip olunan mevduat-kredi tarafındaki vade makası dolayısıyla olumsuz etkilenmesine sebep olacaktır. Reel faizdeki akıl almaz açıklık ve bunun sonucu olarak da ortaya çıkan yüksek enflasyonist ortam sebebiyle her vadedeki kredilere olan talep gelecekte faizlerin yükselmesine paralel olarak bankalar için kaynak maliyetini artırarak vade makası yüzünden marjlarda ciddi erilemelere yok açacak. Bir diğer deyişle örneğin bugün son derece ucuz faizle dağıtılan 10 yıllık konut kredileri ileride mevduat faizlerinin yükselmesiyle kaynak maliyetleri yükseleceği için banka bilançolarında önemli giderlere sebep olacaktır. Marjlar daralacak karlılıklar düşecektir. Bu sektöre dair belirsizliklerin başında gelmektedir.

İkinci bir sebep Türk ekonomisinin her geçen gün kurumsal bazda şeffaflığını yitirmesinin bir sonucu olarak bankacılık sektörüne dair endişelerdir. Sektördeki batık kredilerin miktarının belli başlı regülasyonlarla makyajlandığı düşünülmektedir. Bu durum bankaların sermaye yeterlilik rasyolarının da bilançolarda olduğundan daha güçlü görünmesine sebep olmaktadır. Bu şeffaf olmayan ortam ise bankaların cazibesini mevcut fiyat iskontolarına rağmen önemli ölçüde etkilemektedir.

Sektörün sahip olduğu risklerin bir üçüncüsü bankaların ellerinde tutukları uzun vadeli devlet tahvillerinin maliyetleridir. Sektör regülatörler tarafından pahalı tahvilleri almaya zorlanmaktadır. İleride faizlerin yükselmesi ve piyasa fiyatlamalarının dengeye oturması neticesinde tahvil fazileri de muhakkak yükselecektir. Özellikle son dönemde tahvillere yaratılan suni talep dolayısıyla banka bilançolarında oluşan tahvil “enflasyonu” yüzünden bankalar dramatik zararlar yazabilirler. Bu risk sektörün cazibesini törpüleyen önemli unsurlardan biridir.

Dördüncü olarak sektörün çok sık ve gelecekte banka bilançolarını belirsiz bırakacak düzenlemelere maruz kalması piyasanın sektöre olan ihtiyatını artırmaktadır. Zira sürekli değişen düzenlemeler belirsizlikleri artırmakta bu da sektöre para girişlerini engellemektedir. Şu bilinmelidir ki dünyadaki en korkak varlık paradır ve belirsizliğin olduğu sektörler veya şirketler her zaman belirsizlik ortadan kalkana kadar iskontolu ve ihtiyatlı fiyatlanmaktadır. Kısaca piyasa belirsizlikleri sevmez.

Bir diğer risk unsuru yukarıda sayıp dökülen belirsizliklerle bağlantılı olarak seçimlerdir. Seçimlerden sonra uygulanacak para politikası ve bankacılık sektörüne yönelik seçimleri kazanacak yönetimin uygulayacağı tutum oldukça belirsizdir. Seçimlere az bir süre kalması ise söz konusu riski taze tutmaktadır.

Genele yayılan bir ekononomik durgunluk kredilere olan talebi azaltabilir. Özellikle ihracat ağırlıklı çalışan şirketlerini dış talepteki yavaşlamaya bağlı olarak satış hacimlerinde daralmalar gözlemlenebilir. Belirsizliklerden dolayı bu gibi büyük şirketler net işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için özkaynaklarına başvurabilirler. Buna bağlı olarak kredilerde ortaya çıkacak yavaşlama bankacılık sektörünü de olumsuz etkileyebilir. Bu senaryo sektörün sahip olduğu risklerden bir diğeridir.

Finansal piyasaların fiyatlama mekanizmalarını etkileyen en önemli faktörlerden biri güvendir. Bu yazıda sektöre dair belirtilen riskler elbette sektöre olan güven ve ilgiyi azaltmaktadır fakat bunların da ötesinde son dönemde bankacılık sektöründe uygulanan manipülatif hareketler yatırımcıların sektöre olan güvenini ve hisselerdeki momentumu oldukça negatif etkilmiştir. Normal şartlarda XBANK’daki momentumun sert satışlar sonrasında toparlanmasının zaman alması beklenebilir. Bu durumda Türkiye’de sermaye piyasalarının uzun vadede daha etkin ve şeffaf işleyişinin tesisi için başta SPK olmak üzere ilgili kurumlar bu tip temel verilerle bağdaşmayan fiyat hareketlerine ve spot işlemler ve vadeli kontratlardaki olağandışı kotasyonlara mahal vermeyen uygulanabilir düzenlemeler içerisine girmeleri Türkiye piyasalarına olan güvenin tesis edilmesi açısından son derece büyük önem arz etmektedir. Beraberinde ekonomi yönetimi tarafından ortodoks politikalara dönüş sinyalerinin verilmesi ve hisse senedi piyasalarındaki yabancı payının eski seviyelerine gelmesi özellikle bankacılık sektörü gibi endekste ağırlığı yüksek olan hisse ve endekslerde daha öngörülebilir ve sağlıklı fiyat oluşumuna zemin hazırlayacaktır.

Bankacılık Sektöründe İhtiyatlı Fiyatlama

Bankalara dair en büyük risklerden biri de ekonomi yönetiminin uyguladıkları para politikasının amacının büyüme odaklı olmasından dolayı bankaların piyasa koşulları dışında kredi dağıtmaya zorlanmasıdır. Bankalara sağlanan ucuz kaynak transferini kontrol etmek isteyen ekonomi yönetimi bankaları kredi vermeye zorlamaktadır. Bunun ileride ciddi ölçekli bir ekonomik durgunlukta ölümcül sonuçları olabilir. Zira zamanında kriterler daraltılarak sağlanan kaynaklardan ödenemeyen krediler banka bilanço kalitelerini düşürebilir hatta sistemik risklere sebep olabilir.

Banka karlılıklarının sürdürülebilir olup olmadığı sorusunun çıkış noktalarından bir ötekisi sektörün elindeki tahvillerin cinslerinde saklı. An itibariyle sektörün elinde tuttuğu TÜFE’ye endeksli kağıtların toplam sahip olunan tahvillerin yaklaşık %15’ini oluşturduğu öngörülebilir. Bu konuya ilişkin kaynaklarda herhangi bir verinin bulunmamasına karşın AKBANK’ın 3Q2022’ye ilişkin yatırımcı sunumunda sektörün sahip olduğu TÜFEX’lerle ilgili bir varsayıma ulaşmak mümkün. Sunumda bankanın toplam özkaynaklarının %80’inin TÜFE’ye endeksli kağıtlardan oluştuğu belirtiliyor. Bu yaklaşık 100 milyar liralık bir hacme tekabul etmektedir. Ayrıca bankanın TÜFEX geliri de geçen yılın aynı dönemine göre %500 civarında artmış durumda. Enflasyondaki artışa paralel bir artış olduğundan dolayı bu durum bu kağıtların toplam tahviller içerisindeki oranının değiştiğine dair bir veri teşkil etmiyor. Öte yandan TÜFE’li ve değişken faizli menkullerin toplam menkuller içindeki oranı AKBANK özelinde %80 civarındadır. 2022’nin Ocak ayına ilişki sektörel tahminlerde bankaların ellerinde tuttukları TÜFEX’lerin toplam tahvillere oranı %15 olduğu tahmin ediliyordu. Bu süreçte TÜFEX gelirlerinin astronomik biçimde artması, toplam özkaynaklarda kapladığı alanın enflasyonun üzerinde yükselmesi, regülatörlerin bu konuda önlem alarak sektörü sabit getirili menkul kıymetlere özendirmesi ve son olarak sunumda belirtildiği üzere toplam sahip olunan menkul kıymet hacminin (240 milyar lira) 100 milyar lirasının TÜFEX’lerden oluşması geçmişe göre sektörün elindeki TÜFE endeksli tahvillerin miktarının bir hayli arttığının göstergesi olabilir fakat öte yandan Şenol Babuşçu’nun verdiği bilgiye göre 2022 yılında hazine bu kağıtlardan çok az miktarda ihraç etmesine karşın TÜFEX’lere oranla DİBS ihracı çok daha fazla gerçekleşti. Dolayısıyla esasında belki de sektörün elinde tuttuğu enflasyona endeksli tahvillerin toplam tahvillere oranı azalmış bile olabilir. Buradan hareketle geçmişte sektörün sahip olduğu %15’lik oranın yine aynı seviyelerde kaldığını hatta belki de bir miktar azaldığını öngörmek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla 2023’te baz etkisiyle enflasyonun düşeceği ve seçim sonrasında sıkı para politikası beklentileri TÜFE endeksli kağıtlardan gelecek karlılığı da törpüleme ihtimaline sahiptir. Halihazırdaki karlılığın önemli bir kısmı bu kağıtlardan elde edildiği için karlılık devam edip etmeyeceği noktasında piyasada soru işaretleri bulunmaktadır. Öte yandan bu yazının yazıldığı 2023’ün ocak ayı itibariyle bir değerlendirmede bulunulacak olunursa enflasyonist baskıdaki baz etkisi kaynaklı düşüş ancak ve ancak ivmedeki düşüşü temsil ettiği için 2023’te de mevcut para politikasının doğası gereği enflasyon yüksek seyredecek ve ilgili kağıtların sektörel kara olan olumlu etkisi devam edecektir fakat piyasalar çoğu zaman miyop davranmaktadır.

TÜFE’ye endeksli kağıtların sektörün portföyüne aldığı DİBS’lere oranla yükselmesi hazinenin borçlanma maliyetlerini de artırmaktadır. Bu sebepten dolayı son dönemlerde TÜFEX’lerde uygulanan iskonto oranının %60’tan %70’e yükseltilmesi gibi düzenlemelerle bankaların portföyleri regülasyonlarla değişken faizli menkul kıymetlerden sabit getirili menkul kıymetlere kaydırılmaya çalışılmaktadır. Gelecek vadede bu gibi düzenlemeler bankaları enflasyona karşı görece kırılgan hale getirebilir.

Yapılan 26.01.2023 tarihli düzenlemeyle birlikte KKM sisteminde uygulanılan faiz sınırı ortadan kaldırıldı. Bu sektördeki kaynak toplama rekabetini artırıcı bir etki yapacak ve KKM faizlerini yukarı çekecektir. Esasında böyle bir senaryo bankaların kredi maliyetlerini artıracak ve ister istemez ticari krediler başta olmak üzere kredi faizleri yükselecektir. Üst üste gelen birbirini dengeleyici regülasyonlar sektör için içinden çıkması zor bir yumak haline geldi. Öyle ki KKM faizlerinin yükselmesi kaynak maliyetini artırır fakat sekörün KKM’den kaçışı teşvik edici herhangi bir adımı beraberinde TL mevduat oranlarını sağlayamamalarına neden olur. Öte yandan kaynak maliyetindeki yükselmeye paralel olarak kredi faizleri yükselirse (ki bu kaçınılmaz bir senaryo olurdu) bu sefer bankalar regülasyonda belirtilen oranın üzerine çıktıklarından dolayı son derece pahalı fiyatlardan DİBS satın almak zorunda kalarak geleceğe yönelik büyük bir risk almış olacaklar. Bu sürdürülemez dinamikler eninde sonunda bankaların özkaynak yeterlilik rasyolarını piyasa ekonomisi çerçevesinde düzenlenen uygulamaların altına düşürüp sistemik sorunlara yol açabilir.

Son olarak dünyada bilhassa avrupa bölgesindeki resesyon konjönktürü şu veya bu şekilde Türkiye’de demir-çelik, beyaz eşya, otomotiv gibi avrupaya ve ekonomik canlılığa oldukça bağımlı sektörleri olumsuz etkileyecektir. Bu sektörlerdeki daralmalar elbette bankaların karlılıklarını da negatif etkiler.

SONUÇ

Yazı boyunca bankacılık sektörüne yönelik değinilen karlılığı destekleyici ve riskli hale getirici tüm faktörler banka hisselerinin avantajlarını oluşturduğu gibi aynı zamanda risklerini de oluşturmaktadır. Piyasalar her zaman geleceği fiyatlama eğilimindedirler ve belirsizlikten hiç hoşlanmazlar. Banka hisselerinin mevcut karlılıklarını gelecekte de sürdürebilip sürdüremeyecekleri beklentileri piyasada sektöre yönelik ilgiyi önemli ölçüde azaltmaktadır. Her şeye rağmen sektör hem tarihsel değerleme çarpanlarının oldukça altında fiyatlardan işlem görmektedir hem de seçim sonrasında olası bir yabancı girişinde tercih edilebilecek ilk sektörlerden biri olacaktır. Aynı zamanda karlılık sürdürülemese bile geçmiş dönemde elde edilecek karlılık bilançonun pasifinde yer alan özkaynak kaleminin altına kaydedildiğinden dolayı bankaların defter değerlerini yükseltecektir. Bu da ileride mevcut potansiyelin devam etmesi anlamına gelir.

Ekonomi kümülatif ve süreklidir. Enflasyon dolayısıyla yükselen fiyatların ve artan parasal hacmin yıllar yılı eskisine dönmesi hiçbir zaman beklenmez. Bu da özellikle ileride ekonomik canlılığın arttığı, bankaları besleyen inşaat ve otomotiv gibi sektörlerin yeniden canlandığı bir dönemde geçmişte artan parasal hacimden dolayı banka karlılıklarının en kötü senaryoda bu seviyelerde olacağını desteklemektedir. Fakat orta vadede artan resesyon endişeleri ve olası bir sudden stop hali bu durumu öteleyecektir. Sektöre yönelik zayıf ilginin ana sebebi bu iki faktörden ileri gelmektedir. Gelecekte belirsizliklerin ortadan kaybolmasıyla ve Türkiye’deki kriz ortamının son bulmasıyla birlikte endeksi 600 dolarlara taşıyacak olası bir alım bankaların da dolar bazlı 2013 yılı değerlerine gelmelerinin kapısını aralayacaktır.

Kaynakça:

  1. Bankaları Zor Günler Bekliyor, Atilla Yeşilada, 23.09.2022, https://www.youtube.com/watch?v=XPB9sA4K9n0, E.T: 20.01.2023
  2. Akbank Corporate Presentation, 2022, https://www.akbankinvestorrelations.com/tr/images/pdf/akbank_corporate_presentation.pdf, E.T: 10.10.2022
  3. Tüfeye Endeksli Tahvillere Yeni Tırpan, BloombergHT, 05.01.2023, https://www.bloomberght.com/enflasyona-endeksli-tahvillere-yeni-tirpan-2322632, E.T: 24.01.2023
  4. Döviz Mevduatlardan 2 Ayda 21 Milyar Dolar Çıktı, BloombergHT,05.01.2023, https://www.bloomberght.com/doviz-mevduatlarindan-2-ayda-21-milyar-dolar-cikti-2322691, E.T: 30.01.2023
  5. Kur Korumalı Mevduattan Çıkış Sürüyor, BloombergHT, 13.01.2023, https://www.bloomberght.com/kur-korumali-mevduattan-cikis-suruyor-2323157, E.T:30.01.2023
  6. XBANK Endeksi Satışlar Sonrası Konsolidasyon, Tradeview, 31.01.2023, https://tr.tradingview.com/chart/ak7oxbAO/
  7. 3Ç2022 Konsolide Finansal Sonuçlar, Akbank, 8/32, https://www.akbankinvestorrelations.com/tr/images/pdf/akbank_3q22_earnings_presentation_tr.pdf, E.T: 31.01.2023

Bir yanıt yazın

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin