
Okumaya başlamadan önce arkadan size eşlik etmesi için bir cover bırakıyorum keyifli olsun😊
Bir bavul düşleyin. İçinde hangi eşyalarınızın olduğuna ve de hangi renklerle dolu olduğuna siz karar verin. Ağır mı hafif mi siz karar verin. Bavulun hep sizinle olduğunu ve taşımak zorunda olduğunuzun da bilincinde olun. Nihayetinde bir yol var gitmeniz gereken. Nereye olduğunun önemi olmayan. Yolunuz çakıl mı yaş çim mi ? Durun biraz düşünün. Bu bir çeşit metafor. O bavul geçmişiniz, varacağınız ya da varmaya çalıştığınız yolunuz da geleceğiniz. O bavulun içindeki eşyalarınız hayattaki önem sıranız. Renkler kişiliğiniz. Ve ağırlığı ise geçmişten bugününüze taşıdıklarınız kadar.

Özetleyecek olursak geçmiş yüklerinizin bugününüze aynası. Ayna demişken özümüzün aynası olan ailelerimize de değinmek istiyorum. Bizleri leyleklerin getirmediği aşikar. İçine doğduğumuz ilk ev, şu an vardığımız yokuşa rağmen içimizde yansımalarını taşıdığımız özümüz; ailelerimiz. Defolarımız veyahut edindiklerimiz. Şu anki konumumuza, geçmişe ve geleceğe sirayet etmiş ve edecek olan özümüz. Bizi arkamızdan sürüklenen bir bavul gibi takip etmekte. O bavullar yalnızca uzak geçmişten ibaret değil. Bazen bi önceki geceden bıraktıklarımızdır aynı zamanda. Yeni doğan günün ışığına rağmen yanımıza aldığımız yüklerimizdir. Lazımlıkları almalı elbet. Ama yükümüz bi önceki günden bilhassa geceden hafif olmalıdır. Buradaki “lazımlıklar” bir önceki günlerin tecrübesidir.

Hayat yolunuzu açık kılmak istiyorsanız ağır yüklerle mücadele etmeyi bırakmalısınız. Sabah uyandığınız evden çıkarken ileriye bakmayı öğrenmelisiniz. Çünkü geriye bakarak yürürseniz küçük bir çakıl taşına bile takılıp düşersiniz. Ağızdan çıktığı kadar kolay değil belki ama kendinize yaşattığınızdan da zor değil inanın. Çözemeyeceğiniz şeylerin mücadelesinde mağlup etmeyin kendinizi. Bile bile lades olur öylesi. Bazı mücadelelerin ödülü zamandadır.
Kamburunuz çıksın istemiyorsanız her şeyi yük etmeyin kendinize, bırakın zaman silsin izlerini.







Bir Cevap Yazın