
BluTV’nin dikkat çeken yapımı Magarsus 1. sezon, alışık olduğumuz plaza dizilerinin aksine bizi Çukurova’nın kalbine, Sarıbahçe’ye davet ediyor. Eğer sadece takım elbiseli karton çatışmalar izleseydik, muhtemelen bu incelemeyi yazıyor olmazdım.
Magarsus Nerede Çekildi? Sarıbahçe ve Antik Kent Detayı
Magarsus, Çukurova “ikliminde” Sarıbahçe adında bir kasabada geçiyor. Yer yer Suriye’deki Lazkiye Limanı, Kilis gibi gerçek mekan isimleri geçse de hiçbir yerde Adana duymuyoruz, hayali kasabanın adı hep Sarıbahçe kalıyor. “İnsan insanın kurdudur” diyen Hobbes’un iflah olmaz bir romantik gibi görüneceği bu “turuncunun elli tonunda” bir yanda aile bireyleri diğer yanda işçisi, tüccarı ve kodamanlarıyla çetin bir güç mücadelesi izliyoruz.
Magarsus gerçek bir antik kent, Adana’ya 1 saat uzaklıkta ve dizide kullanılan mekanlardan biri. Salim’i yalnız gördüğümüz merdivenli alan, aslında antik kentten geriye kalanlar. Magarsus da bir “saha” dizisi ve hikayeye giderek karanlık unsurlar katılmasına rağmen tam olarak doğallıktan kazanıyor. Aynı ailenin üç ferdi kendi yöntemleriyle, çoğunlukla “yalnız” ve “yanlış” çalışarak portakal kasalarının üzerinde yükselmiş ve bir hayli sallanan bir kuleyi devrilmekten kurtarmaya çalışmasını izliyoruz. Bu hayatta kalma yarışında babalarının ortaya koyduğu tüm “Sarıbahçe” kurallarını esnetmeye, hatta açıkça meydan okumaya ne kadar hazır olduklarını görmek de mümkün.
Magarsus Konusu ve Dizinin Tonu: Bir Çukurova Trajedisi
Diziden cinsiyetçi küfürleri çıkarınca çok az diyalog kalıyor dersem bazı sahneler özelinde haksızlık etmiş olmam. Bir noktadan sonra bol miktarda kavga sahnesi ve küfür duyup “Ne yapalım böyle bir adam-kadın da bu durumda böyle konuşur herhalde” deyip izlemeye devam ediyor insan. Ancak en keyifli ve “dönüştürücü” sahneler bence Fethi ve Salim arasındaki diyaloglarda geçiyor, ikilinin ilişkisinin hem netliğini hem karmaşıklığını izlemek çok farklı bir ruh haline sokuyor izleyiciyi. Bu sahnelerde tam bir Game of Thrones ritmi var, bir anda rüzgar dönüyor. Magarsus gidişatla ilgili tahminlerimde hep ters köşe yaptı.
Dizinin her yanını sevdiğimi söyleyemem ancak konusu, ritmi ve başrol seçimleri inanılmaz güzel. Birkaç nokta zorlayıcı gelmişti, örneğin madde bağımlılığıyla mücadele eden kardeşin ilk bölümlerde fazla yapmacık duran şivesine alışmam çok zor oldu. Beton karakteri yöresellik anlamında çok daha inandırıcıydı. Ayrıca yabancı şirkette çalışan kızla Turgut arasında olayların dizinin gidişatına göre çok hızlı geliştiğini söylemek mümkün. Dizinin benim için en aceleci ve oturmamış görünen kısımları bu ikili çevresinde gelişen olaylardı diyebilirim. Bunun dışında Erdem ve Fethi gibi daha gerçekçi karakterleri izlemek keyifliydi.
Kurak Kardeşler
Berlin’de en iyi cast ödülü alan dizide sahnelerini gözümü kırpmadan izlediğim iki isim oldu, Salim’i canlandıran Berkay Ateş ve Tansu’yu canlandıran Merve Dizdar. Tansu’nun akılla frenlediği hırsı, Sarıbahçe’den çok farklı bir dünyaya ait yöntemleri ve hikayeye renk katan lüks teknesi, Salim’in “altyapıdan” yetişmesi ve Tansu’nun “gümüş kaşıklı” dünyasına getirdiği tezat başlı başına kendini izletmeyi başarıyor. Bunun yanında Turgut’un duygusallığı, her engelde bağımlılıkla sınanan, her an dağılmaya müsait geleceği ve hayalperestliği hikayeye tam da ihtiyacı olan o tekinsizliği ve karmaşayı çağırıyor. Salim ve Turgut’un arasındaki bağ, Turgut ve kardeşleri arasında yok örneğin. En eğlenceli kısımlar Salim ve Turgut’un atışmaları ve “aile aydınlanmaları” olmuş diyebilirim. Ailedeki erkeklerin duygusal tepkileri ve hezeyanları yüklenmiş olması, onları dengeleyen ve babalarının cenazesinde bile hiçbir “kırılganlık” emaresi göstermeksizin çevresini gözetleyen Tansu’ya düşüyor.

Salim çekirdek ailesiyle altında kaldığı enkazdan sağ çıkan tek kişi. O bölgeyi derinden etkileyen güncel bir olayın, Magarsus’a Salim üzerinden depremi dahil etmesi beni çok duygulandırdı. Bu kadar taze bir acının izleyiciye Salimin yıllardır muzdarip olduğu kapalı alan korkusu üzerinden yaşattığı sahneler çok yoğundu.
Diğer yandan Salim’in kendi deyimiyle getir-götürcü Betondan “kendisine” uzanan sürecini izlemekten çok keyif aldım. Dizideki maskülen havanın ağırlığı ve Tansu’ya yüklediği adaletsizliği işleme şekli de güzel yansıtılmıştı. Tansu yeri geldiğinde bu “erkek dünyasını” manipüle etmeyi başaran bir konum elde ediyor.
Kurak Tarım ve Kuraklık
Sarıbahçe özünde büyük hayallerin kovalandığı bir tarım alanı. Tarımın değişkenliğine ve risklerine temas eden bir dizinin Çukurova ve narenciyeyi merkeze alması, iklim değişikliği ve kuraklığın arifesindeki bir Akdeniz’i yan rollerden birinde izlettirmesi heyecan verici. Çünkü Akdeniz gerçekten bu değişimleri en ağır yaşayacak bölgelerden biri ve Magarsus’un konusuna tıpkı deprem detayı gibi kendiliğinden bir doğallık katıyor. Özellikle dolu sahnesi ve hikayeye getirdiği kaygı unsuru, en sevdiğim sahnelerden biri oldu.
2. Sezonunu şimdiden merakla beklediğim Magarsus’un ilk 8 bölümünü BluTV’de izleyebilirsiniz.







Bir Cevap Yazın