
Hayal, Arapça’da gövdeden ayrılmış ruh anlamına gelir. “Gövdeden ayrılmış ruh”
Tam olarak hayal dünyasında olmanın tarifi değil de nedir? Ruhun bedenden bağımsız kendi dünyasında at koşturması gibi, hayal kurmak gibi. Daha önce at bindiyseniz bilirsiniz. Başta dokunmaya bile çekiniriz, biraz alıştık mı isteriz ki dizginleri elimizde tutalım. Artık sadece at üstünde olmak yetmez, birlikte koşmak isteriz. Uçmak için dizginleri ele almalıyız. Bazılarımız için kolay değil o dizginleri ele almak, biliyorum. Ama bir Kafkas atasözü der ki; Umudu olmayanın atı koşmaz. Hayal kırıklığına uğramamak için hayal kurmaya korkanlarımıza sesleniyorum; gerçekçi olalım derken ruhsuz da olmayalım.

Bunun üzerine biraz daha küçükken, yeterince büyümediğini düşünen ben, hayatın içinde nefes almak gibi biraz, bize bahşedilen bir hediye gibi Tanrıdan, dediğimi anımsadım. Gündelik hayatın koşuşturmasında kısa bir mola vermek gibi, bazen de ışık tutmak gibi yolumuza biraz.
Kibritçi kızın hikayesini hemen hemen hepimiz biliriz. Yanan bir kibrit çubuğu, etrafını aydınlatan turuncu bir ışığa dönüşür. Ve sonra sıcacık düşlere dalar. Hayalleriyle, yüzünde ki tebessümüyle, ninesine kavuşarak hayata gözlerini yuman, küçük bir kız çocuğunun buruk masalının sonu. Son dediğime bakmayın benim dünyamda hala hayallerinde yaşayan bir kibritçi kızı o.
Düşlemek, dilemek, hissetmek hatta bütün mesele bu. İnsan umut etmeden yaşayamaz. Hayal etmektir umut. Yaşamak denen bu sancılı yolda çıkış yolu aramaktır. Ne zaman ki bir çıkmaza girersiniz Bernard Shaw’ın sözü gelsin aklınıza:
Yaratmanın başlangıcıdır düş gücü. Dilediğinizi düşler, düşlediğinizi amaçlar, amaçladığınızı yaratırsınız sonunda.
Günümüzde de sıkça duyduğumuz; çekim yasası, manifest, meditasyon, artık adına ne derseniz deyin, hepsinin kaynağı hayal etmekten geçiyor. Demem o ki; Düşlemek yanan son kibrit çöpüne kadar.

Veda ederken bu aralar çokça dinlediğim ve sevdiğim bir şarkıyla gününüzü tatlandırmak isterim.







Bir Cevap Yazın