
Hayatta attığımız her adım mücadelelerden ibarettir. Anne karnında ne olduğunu bilmediğimiz hayata attığımız o tekmemiz bile, ondan sonrakilerin habercisi. Her adım, bir sonrakinin gücünü ve umudunu taşıyor. O yüzden atacağınız her sonraki adımınız daha bir çetin daha bir ağır, belki daha yavaş olacak, hatta belki daha aceleci. Mücadeleler, bir adımla başlar ama bir adımla bitmez. Bazen bir adımdan daha fazlasını ister. Daha geniş ve sık adımlar. Koşmak gibi. Soluksuz koşmak gibi mesela. Adımlarınıza inanırsanız, nefesiniz yettiğince koşarsınız elbet. Tıpkı bir ‘Amok Koşucusu’ gibi. Stefan Zweig bir kitabında bir kadına delice aşkından, nasıl ‘Amok Koşucusu’ olduğundan bahseder. O mücadelesinde mağlup olmuş son adımını anlatırken anlamıştım. Her adımın koşmakla bitmediğini, düşmenin de varlığını ve insana kattıklarını. Düşmenin de düşten, düşlemekten geldiğini. İnsan düşlemeden düşmüyormuş. Böylelikle mücadelelerin son adımlarına düşünce kanayan dizlerimizi de katmış olduk. Bize kalan, nefes almaya zorlayan göğüs kafesimiz ve kanayan dizlerimiz. Mağlup oldum diye üzülmeyin, başka mücadelelere, belki başka ümitlere, düşlere, düşmelere.. Dedim ya, hayat bir mücadele ve biz ilerlemek için adımlamaya, koşmaya, belki yine düşmeye ama devam etmeye mecburuz çünkü insan olmak düşü de düşüşü de içinde taşır. İnsanı asıl mağlup eden ne olur biliyor musunuz? Hep aynı yerden düşlemek ve hep aynı yerden düşmek.

Hep aynı insanlarla sınandığımızı ya da hep aynı şeyin başımıza geldiğini düşünürüz. İşte o zaman sorun kendinize. Neyi yanlış yapıyorsunuz sorusunu değil, neyi farklı yapmanız gerektiğini. Kendinizde neleri değiştirmeniz ve dönüştürmeniz gerektiğini. Biz dönüşmezsek yansımamız nasıl değişir? Nasıl ki aynada görünen yansımamızda yerdeyken ayakta olduğumuzu görmeyiz ve beklemeyiz. Biz dönüşmedikçe karşımızdakilerin yahut yaşadıklarımızın değişmesini de bekleyemeyiz. Beklememeliyiz.
Bir alıntıda şöyle söylenir “Hiç beklenmediğim anda gelecek güzel bir şeyin hayatımı değiştirmesini devranı döndürmesini bekliyorum çünkü çabanın her türlüsünü sarf ettim, benlik bir konu yok belli ki.” Hayır, var!
Yine Stefan Zweig der ki; “İnsan sabahtan akşama dek bir şey olmasını bekler ama hiçbir şey olmaz.” Beklememeliyiz.
Bizi mağlup eden bu pasif çabayı birde beklemek ile taçlandırmamalıyız. Suyun akışı gibi duru ve sakin akmaya, devam etmeye gayret etmeliyiz çünkü her mücadele ödülle taçlanır diye bir kaide yok. Çabanıza sağlık, çabamıza sağlık! Ama beklememeliyiz. Beklemek, geride kalmak demektir. Halbuki mücadele ileriyi ve adımı simgeler. Galip bir kimse adım atarken geriye dönüp bakmayı da, durmayı da seçmemiş demektir. Dünya bile Güneş’in etrafında 365 gün 6 saat boyunca dönerken sizin maalesef durmaya hakkınız yok. Bu dünyada, varlığımız devam ettiği müddetçe yaşamaya da mücadeleye de devam edeceğiz. Mücadele şekliniz sizi ilgilendirir o ayrı bir konu. İster ileri ister geriye adımlayın. İsterseniz bazen durun soluklanın. Ama beklemeyin. 24 yıllık tüm anlamlarımla sizi temin ederim ki durup beklemek, ağzınıza bal çalmaktan öteye gidemez. Ben devamları, suyu, akmayı sevenlerdenim. Naçizane öğrenmeye devam edenlerden.
En çok sevgiyle kalın.
Cazya.







Bir Cevap Yazın