
Herkes evinde midir bilmiyorum ama asıl mühim olan, herkes kendinde mi? Haddinde mi?
Bu “çivisi çıkmış” dedikleri dünyanın ne çok yargıcı olmuş. Ellerimizdeki küçük ekranlardan tutun, gözümüzün değdiği her varlığı ayıplar olmuşuz.
“Söylediğiniz sözleri evine götüren insanlar var” sözünü işittiniz mi hiç?
Gelin, biraz çuvaldızı kendimize batıralım. Belki bizim için çok da önem arz etmeyen herhangi bir cümlenin, içindeki herhangi bir kelimenin, karşımızdakinin omuzlarına yüklediği ağırlıktan haberdar mıyız?

Nereye değeceğini bilmeden fütursuzca sarf ettiğimiz sözler birilerinin canını yakabilir; yakıyor da! Söz konusu kendimiz bile değilken, neden başımızı pencerelerimizden aşağı bu denli sarkıtır olduk? İnsanların penceresindeki perdeleri çekerken neden bu kadar cüretkârız? Kendi pencerelerimizde kalın perdelerimiz örtülüyken hem de.
Güneşlik bile kullanmıyor birçoğumuz. Öylesine kalkanız bizdeki oyuklara. Ve öylesine saklıyız, gülüşlerimizin ardındaki hıçkırıklarımıza.

“Dinliyoruz ama yargılamıyoruz” deyişleri mesken tutmuş ağzımızda. Yargılamak için bile dinlemiyoruz halbuki. Mutluluk tek, doğru mutlak çünkü. O yüzden her şeyi söyleyebilir, her şeyi dinletebiliriz karşımızdakilere. Sanıyoruz öyle!
Bir de “dur” diyecek, çizgisini henüz çekmeyi becerememiş birilerine denk düştüysek; eyvahlar olsun. İhlal edilsin sonuna kadar. Yakılsın, yıkılsın o topraklar. Kimin umurunda! Karşıdan taarruz gelince de muhalif kılarız. Ne güzel dünya!

Yapmayın, durun artık! İnsanlar, bildiklerini sizden duymak istemiyorlar. Herkes size benzemek zorunda değil. Herkes, size benzeyen mutluluklar yaşamak zorunda değil. Benzeşmiyor diye mutsuz da değil.
Eksik hissettirip fazla gelmeyin artık. Doğrunuzu da bildiğinizi de, çok rica ederim, kendinizde saklı tutun. Öylesi daha kıymetli, inanın.
Ruhların da renkleri vardır, a dostlar. Bırakın, herkes kendi penceresinde dilediğine boyansın. İnsanların camdan kalplerine taş olmayı bırakın.
Kalın perdeleri örtülü olmasa da her zaman kibarlık gösterin. Ölçülü olun. Hâkim olun. Dilinize de, gözünüze de, kulağınıza da…
Size hiç değmeyen bir sözcüğün kaç kalbi tarumar edeceğini bilemezsiniz çünkü. Dilinizden geçeni, düşüncelerinizin süzgecinden geçirir olun her dem.
Boşuna demedi bilgeler:
“Bilgelik, her dem susmakta değil, susmayı bilmekte saklıdır.”
‘Dürtme içimdeki narı üstümde beyaz gömlek var.’
Sen kırmızıyı seviyorsun diye ben neden kanayım? Bırak, temiz kalayım.
İzin ver kendime kalayım…
Sevgilerimle,
– Cazya
Şu yazılar ilginizi çekebilir:







Bir Cevap Yazın