
İnsanlar, tarih boyunca hayatın amacını anlamaya ve açıklamaya çalışmıştır. Bazı düşünürler hayatımızın nihai amacının mutluluk olduğunu öne sürmüşlerdir. Mutluluğu, erişilmesi gereken şey olarak ifade etmişlerdir, bunun için bazı yollar aramamız gerektiğini dile getirmişler ve bunun için çeşitli argümanlar öne sürmüşlerdir. Karamsar ya da gerçekçi bir filozof olan ve daha sonra ‘Mutlu Olma Sanatı ‘isimli kitabı çıkartıp adeta mutlu olmanın maddelerini veren Schopenhaure’ı ele almak istiyorum. İlk önce şunları düşünelim: Mutluluk dediğimiz şey tam olarak nedir? Ya da hepimiz için mutluluk aynı şeyi mi ifade ediyor? Bir de tersten düşünelim, mutsuzluk dediğimiz şey nedir? Ya da mutsuzluk hepimiz için aynı şeyi mi ifade ediyor? Ve en can alıcı soruya gelelim mutsuzluk dediğimiz şey mutluluğun yoksunluğu mudur? Ya da mutsuzluk dediğimiz şey mutluluğun tam zıttı mıdır?
Schopenhauer’un mutluluk kavramı hayatının farklı dönemlerinde farklı anlamlar içermektedir, ilk önce bunu kavramamız gerekir, gelin bunlara beraber bakalım.
Schopenhauer, ‘’Mutluluk yalnızca bu dünyanın bize ait olduğunu sananlara özgü bir yanılsamadır.’’ der. Schopenhauer, hayatı kör, acımasız ve anlamsız, bireyi ise değersiz olarak görür ve şunu ekler; “Zamanla elimizdeki her şey boş bir hiçliğe dönüşür ve sahip olduğu tüm değerleri kaybeder.” Schopenhauer’a göre dünyanın varoluş düzeni insanın mutluluğu temele alınarak ortaya konmamıştır. Dünya sadece insana özgü olan bir şey değildir. Bu durumu “Dünya bizi mutlu edecek şekilde tanzim edilmemiştir ve mutluluk hayatın gayesi değildir.” sözleriyle de ifade eder. Onun bu fikrinden yola çıkarak yıllar sonra modern psikanalist Sigmund Freud da mutluluğun insanın varoluş planında yer almadığını söyleyecektir. Schopenhauer’a göre insanlığın en büyük hatalarından biri daha doğarken sahip olunan bu dünyaya mutlu olmaya gelmiş olduğumuz fikridir. Schopenhauer’a göre, Kant’ın etik tarihine yaptığı en büyük iyiliklerden biri, etiği eudaimonia fikrinden arındırmasıdır. Schopenhauer’a göre insanlığın büyük çoğunluğu dünyaya mutluluk ve haz vaatleri ile gelir ve yapıp etmeleriyle mutluluğu elde edeceği inancına tutunur. Bu konuda Schopenhauer şunları söyler: “Bilgi ve bilincimiz arttıkça sefaletimiz de artar. Bitkide henüz duyarlılık yoktur, dolayısıyla acı da yoktur. Hayvan dünyasının en aşağı türlerinde, belli belirsiz bir acı çekme vardır; böceklerde duyma ve acı çekme yeteneği sınırlıdır. İlk olarak omurgalı hayvanların gelişmiş sinir sistemiyle acı büyük çapta belirmektedir; akıl geliştikçe de acı giderek yükselmektedir. Bilinç yükseldikçe, bilginin kesinleştiği oranda acı da artmaktadır ve en yüksek noktasını, insanda bulmaktadır. Bir insan ne kadar iyi bilirse ve ne kadar akıllıysa o kadar çok acısı vardır; dahi olan adamsa en çok acı çekendir.” Schopenhauer için yaşam daima bir sona doğru akar. Yaşamın gayesi mutlu olmak değil arzulamak, çabalamak, özlemek ve acı çekmektir. Schopenhauer’a göre hayatımız bir döngüden ibarettir. Kişinin kendi yaşam döngüsünde, taleplerini elindeki imkanların her türüne kıyasla olabildiğince minimum düzeyde tutması, büyük mutluluktan kaçıp kurtulması için en güvenilir yoldur. Aristoteles’in ‘altın orta/orta yol’ dediği ölçülü bir yaşamı, yani Aristoteles’in erdemlerinden biri olan ölçülülüğü önerir. Schopenhauer mutluluğun devamlılık barındıran bir haz türü olmadığını, aksine acılardan ya da isteklerden kurtulma durumu olduğunu düşünür. Bu noktada olumlu mutluluk fikrinin sonsuz bir kuruntu olduğuna inanan Schopenhauer ‘’İnsan ancak olumsuz bir mutluluğa kavuşabilir, bu olumsuz mutluluk da acıların kısa sürelerle azalmasından ibarettir’’ der. Parmağına iğne batan biri acı duyar; iğneyi çıkarır, acısını dindirerek sevinir. İşte mutluluk bu kadardır, daha çoğunu beklemek doğru değildir. Schopenhauer’ın inancına göre bir bütün olarak öğretisi, Upanishadlar’ın, Platon’un ve Kant’ın ışığı aynı dönem içerisinde insanın bilinci ve ruhu üzerinde parlamadıkça ortaya çıkamazdı. Hint felsefesinin mistisizminden yola çıkarak acıların varlığını olumlu bir biçimde kullanan Schopenhauer, acının yaşamı anlamlandırdığı kanaatine ulaşır. Çünkü dünya, bütünüyle huzurun ve saadetin merkezi olsa dahi, eninde sonunda ıstıraba dönüşecektir.
Kötülüklerin ve olumsuzlukların yaşama bir anlam getirdiğini düşünür. Bu nedenle o, bakış açısını değiştirir ve ıstırabı farklı bir biçimde ele alır. Günümüz insanı olarak kendimden örnek verecek olursam, mutsuz olduğumda aşırı kaygılandığımı ve o mutsuzluk halinden acilen çıkmam gerektiğini, yoksa depresyona gireceğimi ya da anksiyete atağı geçireceğimi düşünüyorum. Sonra fark ediyorum ki hepimiz huzur ve mutluluk peşindeyiz çünkü sürekli gerginiz, stresliyiz, huzursuzuz ve mutsuzuz. Peki sürekli mutluluğu arayan biri mutluluğu bulabilir mi? Bence kesinlikle bulamaz çünkü mutluluğu aramak demek onun kendinde olmadığını kabul etmek demektir. İnsan kendisinde olanı değil, kendinde olmayanı arar. Bende olmadığını kabul ettiğim bir şeyi sürekli arayıp durursam ona ulaşmak neredeyse imkansız hale gelir. Ayrıca bana soracak olursanız, mutsuzluk ve mutluluk tam olarak aynı şeydir. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim, ama tam olarak aynı şeydir. Şöyle açıklayayım; her kötü şey bitecektir ve her iyi şey de bitecektir. Her şey başka bir şeye evrilecektir. Yani döngü, pozitif negatife – negatif pozitife evrilecektir. Burada önemli olan mutlu ya da mutsuz olmak, pozitif ya da negatif olmak değildir. Burada önemli olan, durumun geçici olduğunun farkına varmaktır. Durumun içerisindeyken çok sevinmemek ya da çok üzülmemek daha ‘sağlıklı’ diye düşünüyorum. Schopenhauer’a dönecek olursak mutluluk üzerine düşünen her birey, kendi zihinsel tasavvuruna göre kavramını tanımlamakta ve yüklediği anlam çerçevesinde mutluluğu değerlendirmektedir. Schopenhauer ilk önce, mutlu olabilmemiz için kötülüğün yaşamın bir parçası olduğunun kabul edilmesi gerektiğini düşünür. Schopenhauer’a göre karşılaştığımız bu kötülüklerle baş etme yöntemleri vardır:

Dine sıkı yönelmek, dini büsbütün terk etmek, intihar etmek, radikal yöntemlerle hayata sıkı sıkı sarılmak, başkalarının hakimiyetine girmek ya da tamamen kendi bencil hakimiyetimizin altına girmek gibi. Fakat Schopenhaure burada hiçbirine başvurmaz. Schopenhauer, mutlu olmak isteyen bir insanın bilgiye yönelmesini, insanın kendine yönelmesi kendini bilmesi ,tanıması ve bütün hayatın temeli olan ‘’isteme’’ yi keşfederek onun üstüne yükselmesiyle, kötülükten böyle kurtulabileceğine inanır. İsteme, irade, istenç tasavvur olarak çevrilen ‘’will/wille’’ kavramı doyumsuz, sonsuz, bilinçsiz bir güç anlamındadır. İstemenin emrindeki insan ona boyun eğer. Schopenhaure’a göre insan, bu döngüden istemedikçe kurtulabilir. Schopenhuaer acılarını çekmecelere yerleştirmekten bahseder, onları gerekli olduğunda çıkartıp gerekli olduğunda geri koymamız gerektiğini söyler. Schopenhaure yazımı, Schopenhauer’ın son dönemlerinde etkilendiği geleneklerin etkisiyle yazdığı Mutlu Olma Sanatı kitabından bir alıntı ile bitirmek isterim ‘’Mutluluk kolay değil: İçimizde bulmak zor, başka yerde bulmak ise imkansızdır.’’
Kaynakça:
- https://www.kitapyurdu.com/kitap/mutlu-olma-sanati-kisa-klasik/515278.html
- Yalom, D. I., Bugünü Yaşama Arzusu Schopenhauer Tedavisi, (Çev.: Zeliha Babayiğit), Pegasus Yayınları, İstanbul 2017.
- Schopenhauer, A., Dünyanın Istırabı Üzerine, (Çev.: Ferhat Jak İçöz), Epsilon Yayınevi, İstanbul 2018.
- Schopenhauer, A., İnsan Doğası Üzerine, (Çev.: Elif Yıldırım), Oda Yayınları, İstanbul 2018.
- Schopenhauer, A., İsteme ve Tasarım Olarak Dünya, (Çev.: Levent Özşar), Biblos Kitabevi Yayınları, Bursa 2017.
- Schopenhauer, A., Hiçliğin Mutlu Sessizliği, (Çev.: Nuran Gündüz), Aylak Adam Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2017.
- Cevizci, A., Felsefe Tarihi, Say Yayınları, İstanbul 2010
-Zeynep İleri







Bir Cevap Yazın