The Crown – 5. Sezon Dizi İncelemesi

Yeni bir topluluğa katıldığınızda ekibin en dışa dönük üyesi durup dururken yüzünde emanet bir gülümsemeyle “Biz burada kocaman bir aileyiz” demişse insanın içini nasıl bir sıkıntı kaplar, acaba ne çıkacak tedirginliği başlar ya, işte The Crown, bu duygunun yüksek bütçeli bir örneği. Aynı “sembolik” çatı altında her sahneyi gözünü kırpmadan izlettiren bu 10 bölümlük yeni sezonunda The Crown, şiirsel bir sembolizmle Kraliçe II. Elizabeth’den Fayed ailesine, Prenses Diana’dan Romanofflar’a ve Hong Kong’un İngiliz himayesinden çıkışına kadar o dönemin elindeki tüm karakterleri ve olayları her bölüme özgü bir örüntüyle sunuyor.
Kraliçe II. Elizabeth, tarihin en uzun süre tahtta kalan lideri olarak 70 yıl boyunca görevini sürdürdü ve Eylül ayında vefat etti. 70 yıllık kariyerinin en sıkıntılı kısmının The Crown’ın 5. sezonunda konu alınan 90’lı yıllar olduğu iddia ediliyor. Kraliyet ailesinin popülerliğinin azaldığı ve bir tür masraf olarak görüldüğü dönemi arka plana alan dizide her karakter hem kendisi hem kraliyet yapbozunun bir parçası olarak boy gösteriyor. Bu açıdan Britanya gemisi önemli yan rollerden birine sahip. Gemi, bir bakıma Kraliçe Elizabeth’in bu sezondaki “kara bahtıyla” özdeşleşiyor. Bu sırada sezon, diziyi bombalamadan kraliyetin bugünü ile geçmişi, monarşi ile bürokrasi, “atanan” ve “seçilen” arasındaki mücadeleyi kat kat işlemeyi başarmış diyebiliyorum gönül rahatlığıyla.
The Crown’da, Fayed ailesinin İngiltere’ye uzanan başarı hikayesi ve kraliçe Elizabeth’in amcası devrik kralın Jamaikalı yardımcısının Baba Fayed’e bir “İngiliz beyefendisi olmayı” öğretmesi gibi ikonik sahneler, The Crown’un bir magazin silsilesi olmakla fazlasıyla ilgilendiğini hatırlatıyor. Dizideki tüm karakterler kostümlü adam ve kadınlardan ziyade insani kaygıları, korkuları ve ihtiyaçları olan, her birinin derdi tasası hiç acele etmeden işlenmiş gerçek insanlar olarak karşımıza çıkıyor ve kendi rolleriyle olan ilişkilerine de bakma fırsatı yakalıyoruz. Tüm oyuncuların performansı bir yana, E. Debicki’den bir Diana performansı izlemediğimi, sanki Diana dirilmiş de kendisini oynamış gibi hissettirdiğini not düşeyim.
Bu sezonun yenilik – gelenek çatışmasını ateşleyen başka bir unsuru olarak ara ara boşanma ve kilise karşımıza çıkıyor. Bu konuyu, çoğu karakterin nasıl boşanmadan nasibini aldığı şeklinde izliyoruz. Hatta sırf bu örnek özelinde bolca birey-kurum çatışması temsili, The Crown’ın izleyici kitlesi için ayrı bir zenginlik oluşturuyor. Kraliçenin aksine tacı taşımayanların kendi bireyselliklerini ne şekilde koruyabildiğini görüyoruz. Tam da Philip, Anne, Margaret ve Diana’yı birer birer izlerken, “al sana kocaman bir aile” kısmında beklenen çözülme yaşanıyor ve çıkarların geri dönüşü olmayan bir şekilde çakıştığı noktada, iki tarafın da motivasyonunu anlayıp sindirdiğimiz malum ayrışma başlıyor. O kocaman ailenin bir yapıyla, bu yapıyla ters düşen bireyselliğin de hainlikle özdeşleştirilmesini aktaran bölümde Guy Fawkes’ın parlamento binasını uçurmasıyla Diana’nın kraliyetin “maskesini düşürdüğü” ve bedelini dışlanarak ödediği röportaj bölümü, sezonun imzasına dönüşüyor.
The Crown 5. sezon’un Türkçe fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz;







Bir Cevap Yazın