Franz Kafka derki,
Yorgun değilsin aslında, endişelisin, her yanı tuzaklarla dolu bu yeryüzünde tek bir adım atmaya bile korkuyorsun.
Korkuyoruz, evet! Tuzaklarla dolu bu yeryüzünde, bu topraklarda yaşamak; ölümden daha çok korkutuyor artık bizleri. Yaşamda kalmak daha güç artık. Eskisinden daha çok yakın geliyor uzaklar. Sıcak-soğuk oyunundaysak şayet; soğuğa her zamankinden daha sıcağız. Ansızın buluyor bizi soğukluk. Her zaman çürütmese de bedenlerimizi, ruhlarımızı çürütüyor. Ve soğuyan bedenler, bize ait olmasa da yüreklerimizi üşütüyor. Yetmez mi? İnsanlığa ait onlarca acının altında eziliyoruz günbegün. Yetmedi mi? Karanlık gölgelere tutsak bu topraklarda yaşamak; külfet. Yetecek mi?
Ama işte yine de bir ışık vuruyor hayata; bizler gözümüzü sıkı sıkıya örtsek de, göz kapaklarımızı kamaştıran bir ışık sızıyor içeri. Açmaya mecbur kılıyor. Ölüme alışmak, her zamankinden daha çok yaşamaya çare kılıyor. Her zamankinden daha çok yaşama koşmayı istiyor varlık. Yarım kalanların ve bırakılanların yerine; yasını tutar gibi. Yâd ederek daha çok, yaşamı.
Kin gütmeksizin, hoşgörüyle ve hoş görmekle yaşayarak. Çok severek ve sevilerek. Sarılmaları çoğaltarak, “Seni seviyorum”ları zahmetsiz kılarak. Nefreti yerinde bırakıp, sevmeyi beceremeyenleri ardında bırakarak. Aldığın nefesi bile farkında olarak. Durup izleyerek. İzleyerek en eski, en sıradan, en tanıdık olanları bile yeniden. Nimet sayarak yaşamayı. Yitip gitmeden, yitirilmeyen her nimeti kıymetli kılarak. Kendine ve yaşam pencerene öncülük ederek bilhassa. Çünkü hayat bir gün, ve o da bugün. Kalk, aç pencereni; yağmurdan sonra çıkan gökkuşağını, her şeye rağmen geceden söken şafağın doğurduğu güneşi izle. Yaşamak bir an, o da şu an!
Bekleme. Şükret, sev, yaşa…
– Cazya








Bir Cevap Yazın