Çocukken büyüdüğümde dünyayı değiştirebileceğimi hayal ederdim. Saklandığım yerde kimsenin beni bulamayacağını, düştüğümde kendi çabamla kalkmanın beni güçlü yapacağını, bisiklet sürerken ellerimi bıraktığımda kanatlanıp uçabileceğimi, uyumadan önce masallar okumanın; uyandığımda beni masallar diyarına götüreceğini, çizdiğim deniz kızının birazdan sulara dalacağına inanırdım. Çocuk aklımla, kendime bir kale yaratır; içindeki tahta bir kahraman, kapısının önüne ise bir şövalye yerleştirirdim. Yine kalenin içinde bulunan en devasa sandığa ise kalbimi koyup, kilitlerdim.
Büyüdüm… Dünyayı değiştiremedim, değiştirmek istediğim insanları değiştiremedim, değiştirebildiğim en fazla kendim oldu. Saklandım, ama saklandığım yerde birileri beni buldu, sonra saklanmanın güçsüz bir eylem olduğunu farkettim, saklanmaktan ziyade korktuğum her şeyin karşında sapasağlam durmanın daha kıymetli olduğunu öğrendim. Bisiklet sürerken ellerimi bıraktığımda uçmanın imkansız olduğunu, uçmanın sadece kuşlara özgü olduğunu farkettim. Masallar okudum, hikaye kitapları okudum, ufkum genişledi ama gidebildiğim yer en fazla kendi rüyalarımdı, uyandığımda onlar da yok olmuştu. Çizdiğim deniz kızıysa minyatür porselendeki deniz kızından ibaretti, sadece resim defterimi ve okul panosunu süsledi. Yarattığım kale yıkılmamıştı ama kapıdaki şövalye uyuyakalmıştı, içindeki kahraman ise neyle savaşacağını bilmiyordu. Sandığın içindeki kalp ise günden güne büyüyor, düşmanlarımın çalmak istediğiyse o değildi. Ben ise anlamıştım; kendi kahramanım aslında şimdiki kendimdi…

Bizim hayallerimiz hayaldi, ama sahte kahramanların; kahramanlıklarından daha gerçekti… Çocukken sandığı mücevher dolu hayal etmezdik biz, mücevherden daha kıymetli hayallerimiz vardı. Sığınabildiğimiz çocuk umutlarımız vardı. Onların ise arkalarına sığındıkları bahaneleri ve saçma nedenleri vardı. Küçük prens kitabındaki fil yutmuş boa figürü gibi; göremeyen, aslında içten kör olan gözlerin gördüğü sadece bir şapkaydı.
Büyüdüm, büyüdük, bir de büyümeyen çocuklar… Dedim ya! Dünya benim çocuk hayallerimden ibaret değildi. Denizlerden, deniz kızı çıkacağının hayalini kurarken, büyüyünce, kıyıya vuran çocuklar, rengarenk çocuk hayalleriyle süslenmiş duvarlarda, kan izleri gördü gözlerim. Biz çocukken uçaklara el sallardık; şimdi ise çocuklar el salladığı uçaklar tarafından öldürüldüğünü gördüm.
Uyanın, Güneş’i uyandıracağız desem de kimse uyanmazdı. Çünkü herkes uyuyordu; çocukluğunu yaşayamayanlar, hayallerini gerçekleştiremeyenler ve görmedim, duymadım, bilmiyorum modunda olan herkes. Şimdilerde ise, çalınmış binlerce yaşam, binlerce özgürlük var! Yeni dünyanın düzeni korkunç bir kurgudan ibaretti ama yine de büyümek üzücü bir şeydi, kalbim dağlanınca anladım…
Jose Mauro de Vancellos’un dediği gibi; ‘’Acı çok zalim bir şeydi! Neden bütün ağırlığıyla tek seferde gelip yine aynı hızla geçmiyordu?’’
İçinizdeki çocuğun hep sağ kalması dileğiyle,
Sevgiyle kalın!







Bir Cevap Yazın