Bugünkü mutluluğumuzun sonsuza kadar sürmesini beklemek aptallık olur (Laloux, 1987)(06.02). Gandahar’daki tatlı hayatımızdan keyif aldık. Ve nasıl savaşacağımızı unutturacak kadar uzun ömürlü oldu (06.03)”.

Film Hakkında
Kadının ön planda olduğu, doğa ve insanın birlikte huzur içinde yaşadığı başkent Jasper’de, tedbirsiz huzurun görmezden geldiği bir tehlike boy gösterir ve gerçek tehditlerle karşılaşmamış bir Gandahar ajanı Sylvain, düşmanın kim olduğunu, amaçlarını ve zaaflarını öğrenmesi için kurtuluş yolculuğuna gönderilir. Gandahar (1987), René Laloux tarafından yazılmış ve yönetilmiş bir bilim kurgu filmi. Film, Jean-Pierre Andrevon‘sun 1969’da yazılmış Les Hommes-machines contre Gandahar (The Machine-Men versus Gandahar) adlı romanından uyarlanmış. ABD’de Isaac Asimov’un önerisi ile Işık Yılları (Ligt Years) adıyla vizyona giren film, burada bazı sahneleri sansürlenerek ve yine bazı diyalogları değiştirilerek yayınlanmış. Filmin bestecisi ise, BAFTA, Altın Küre, Grammy gibi büyük ödüllerin sahibi Gabriel Yared.
Film, sosyo-politik, mitolojik, felsefi ve bilimsel soruları sebebiyle hakkında bir tez yazılabilecek kadar katmanlıdır. Buna rağmen filmi yalnızca Ütopya kavramı ile birlikte yorumlayıp iki başlık altında inceleyeceğim.
Bir Ütopya Olarak Gandahar
Ütopya, insanın nesnel dünyaya sırtını yaslayarak doğru-yanlış, iyi-kötü, eşitlik, adalet, barış gibi ikilikler ve sorunsallara ürettiği çözüm yollarının, daha iyi bir dünya/gelecek hayalinin, despota, plütokrata, monarşiye, faşizme karşı duran ve haddizatında ezen ile ezilen arasındaki uçurumu yapı taşlarına ayırıp, yeniden yaratan hem sanatsal hem de felsefi eserleri kapsayan bir kavramdır. Bu kavram, ütopyaların farklı içerik ve biçimlerde üretilebilmesi sebebiyle çok sayıda yazar/araştırmacı/düşünür tarafından tanımlanmıştır (Atasoy, 2020).
Kavramın farklı tanımlara sahip olmasının yanında mühim olan soru, bir insan ihtiyacı olarak doğan ütopyaların alımlayıcı tarafından nasıl ele alındığı sorusudur ve bu soruyu takiben, elinizdeki eserin Ütopya kavramını ne ölçüde ve nasıl yorumladığı, gerçeklerden nasıl beslendiği, insani ihtiyaçlara nasıl cevap verdiği sorularına cevap verebilmek ve büyük anlatılarla, bilim ve toplumla ilişkisini analiz edebilmek faydalı olacaktır.
Biçimsel ve içerik olarak felsefi/bilimsel/ ideolojik bir ütopya resmeden Gandahar, sunduğu ütopyanın neden ideal olduğundan ziyade hayal ürünü feminist, barışçıl ve dolayısıyla doğa ile iç içe bir yaşam ve yönetim biçiminin nasıl elde edilebileceğini anlatır. Doğayı, ötekileştirileni, teknolojiyi çağın ruhuna göre yorumlamanın önemini vurgular. Benim nezdimde, herhangi bir René Laloux filmini, öteki bilim kurgu eserlerinden ayıran en önemli fark, Laloux’un zihinlerde bizatihi mümkün olan “iyi ve güzel” hayalini güçlü bir hipoteze dönüştürerek iyi olana ulaşmanın yollarını bulması ve “kötü” ihtimaline gerçekçi bir üslupla yer verebilmesidir. Gandahar’da böyle bir hipotezi ve varsayımları olan hem ütopik hem de gerçeğe uygun çözümler sunan bir animasyon filmidir.
Bakkhalar ve Uygarlığın Sonu
Gandahar Uygarlığında, Jasper’i koruyan bir ayna kuşu daha eksilir:
“Kim yaptı, neden? (03:19’)”
“Bizi tehdit eden şeyi öğrenmemizi engellemek için… Ayna kuşlarının gözleri olmadan topraklarımızın sınırlarında neler olduğunu göremeyiz (Laloux, 1987) (03:26).”
Ayna kuşu, Başkent Jasper’i koruyan hem bir gözetleme mekanizması hem de filmin sonunda görüldüğü gibi bir kültür taşıyıcısı, yok oluşu halinde medeniyetin sonunun habercisidir. Bir Bakkhalar Ütopyası olarak başlayan film, aşırı esrimenin ve barışa olan güvenin karşısında tehditkar ve şeytani metal adamı, fütüristik bir distopyayı bulacaktır.

Kuşları makinelere tercih eden Gandahar’ın ana otoritesi, kanatlı bir başa, kusursuz bir gelecek hayaline dayanan “güçlü ve çekici” Ambisextra’dır. Ambisextra hükümdar değildir. Kadınlar konseyinin kararı önceliklidir. Doğa ve insan arasındaki birliği, yönetimdeki çok seslilik ve iş birliğinde de görürüz. Ama yine de o, hem kadının hem de erkeğin bileşimidir, mükemmel olandır, Yunan’dan değil, Mısır piramitlerinin basamaklarından geleceğe yükselmiş kadınsı bir Apollon gibidir.
Gandahar medeniyeti, Ambisextra’yı, yani kadını, çift cinsiyetli olanı, zekayı ve güzelliği, Thebai topraklarında doğan Dionysos gibi doğanın içinde, doğayı hem besleyerek hem de ondan beslenerek yaşatmaktadır. Bu ütopik söylem, Bakkhalar’ı aydınlanmacı bir güzelleme ile yeniden yorumlamış, dağlarda davullarla dans edip şarkı söyleyen “sarhoşlar” yerine kusursuz ve zeki, yarı çıplak bedenler yaratmıştır. Ancak kusursuzluk bir yanılsamadır çünkü doğa bataklıktır, çirkinin ve tehlikenin yuvasıdır.
C. Paglia, savaşçı, barbar erkeklerce yıkılmış barışçıl anaerkil otoriteyi “feminist edebiyatın bir fantezisi” olarak yorumlar ve tarihte herhangi bir yerde anaerkil hakimiyetin varlığına dair bir “alamet” olmadığını söyler (Paglia, 2004). Kadının fiziksel dezavantajının, bilhassa hamilelik sürecinin altını çizerek kadının otoritesinin imkansızlığını anlatır. Paglia haklıdır ancak kültür tarihi ütopik konuşmaz. Öte yandan ,Gandahar’ın söylemi farklıdır, eleştirir ve olanı değil, olması gerekeni hayal eder. Anaerkilin otoritesi için tekliğe karşı çiftlik, ambi ve güç birliği vardır. Kadını ve erkeği, doğayı ve kültürü, birlikte yücelten medeniyet yaşayacaktır der ve Jasper’de yaşanacak olanı, toprağa bağlanmış Semele’nin göğe çıkan asmaları ile anlatır. Filmde bu asmaları ve Semele’yi üzüm salkımlarından eli göğe uzanan ve metal adam tarafından dondurulmuş kadında görürüz. Her ne kadar Semele ve asmalar, Dionysos’u, yani eril kültürden dişil doğaya yönelişi temsil etse de (Özcan 2019), filmin yorumu başkadır. Feminist ütopya mümkündür ama koşulludur. “Savaşçı bir erkek” gibi düşünmek şarttır ve yüksek teknolojiden haberdar olan bir gezegende, ilkel yaşama dönüş imkansızdır. Metal adamın dondurduğu doğa ise, metal adamın teknolojisine ve sırrına ulaşıldığında çözülecektir.
Gandahar’ın Utancı ve Talihi: “Deformed”
Gandahar’ın aydınlanmacı estetiğinin periferine atılmış ve hatalı deneylerin kurbanları filmde “deformed” olarak isimlendirilmiştir. Bu eril adlandırma, örtülerek, uzaklaştırarak, yok edilerek veya insan hayvanat bahçelerinde sergilenerek ötekileştirilmiş olan insanın yaftasıdır. Işık yılları kadar uzakta gelişen bir medeniyetin ucube yerine deformed kelimesini seçmesinin ikinci manası da “barışçıl” Gandahar’ın korkunç deneylerine, “şans oyunlarına” gönderme yapmaktadır.

Biz de Gandahar’dan geldik. bir zamanlar birbirimize benzerdik. Ama genetik alanındaki bilimsel araştırmalarınızın kurbanları olduk…Bir utanç kaynağı olduk ve bizi yer altına sürgün ettiniz. Diğer yaptığınız pek çok hata gibi bizi de gömdünüz (12:43).”
Deformed’un talihsizliğini yorumlarken Julia Kristeva’nın ucube/çirkin (abject) kavramından faydalanabiliriz: “iğrenç olan (abject) kirlilik ya da hastalık değil, bir kimliği, bir sistemi, bir düzeni rahatsız edendir” (Kristeva, 2014). Gandahar’ın ikinci büyük hatası olan Deformed’da, bir sınır ihlalidir, güzelliğin ve mükemmelin ardında saklanan hastalık, utanç ve büyük bir günahtır. Deformed’un topluma karışması istenmez, varlığı günahla karşılaşma ve düzenin bozulması manasını taşır. Ancak en gelişmiş toplumlar bile biraz kördür, korkaktır ve ucubenin düzensizlik yaratarak bir kültürü yenileyebildiği, kendisinin kendiliğinden dinamizm anlamına geldiği bilgisinden yoksundurlar. Belki de bu sebeple Jasper’i yalnızca bir yönetim gücü olarak ele alsak, kadınlar komisyonunu kültür tarihi bilincinden bihaber olmakla eleştirebiliriz.
Filmde Deformed sorununa dair çözüm, yok oluş krizinin ortasında yine Deformed’un kendisinden gelir ve gücünü kullanarak hak ettiği saygıyı kazanır, Sylvain’e yardım ederek Jasper’i kurtarır. Ayrıca aynı anda hem gelecek hem de geçmiş zaman eklerini kullanarak konuşan Deformed’un düşünme biçimi diline göre şekillenmiştir ve Sylvain’nin kavrayamadığı kehaneti ”Bin yıl içinde Gandahar yok edildi. Bin yıl önce Gandahar kurtulacak (14:48)” yalnızca Deformed anlıyordur. Bu bilgi ise, filmin sanırım ilk çeyreğinde verilir ve Deformed’un gücü hissedilir.

Görüldüğü üzere, Gandahar’da işbirliği tekrar eden bir temadır. Büyük düşman Metamorphosis’in yok oluşu da Deformed ile sıradan bir Jasper’linin el birliğine bağlıdır. Fakat bu olması istenendir, yani ütopyanın dilidir. Toplumun karanlık yönü ve “iğrenç” korkusuna dair filmin pesimist bir tavrı da vardır: Sylvain, Jasper’i kurtarmak için zaman kapısından geçtiğinde bin yıl geçmiştir ama Deformed’un sosyal konumu değişmemiştir ve bin yıl geçmesine rağmen kültür aynı kültürdür.
“Zaman kapısından geçenler normaller ve korkunçlar olarak ikiye ayrılır. Korkunç olanlar, işe yaramaz bulunduklarından yer altına gönderilirler, aynı Jasper’de olduğu gibi (01:03:34).”
Kaynakça:
- Atasoy, E. (2020). Distopik Kurgu ve Ümitvar Distopya Bağlamında Ütopyacılık Geleneği. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1135-1147
- Kristeva, J. (2014). Korkunun Güçleri: İğrençlik Üzerine Deneme. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
- Laloux, R. (Yöneten). (1987). Gandahar [Sinema Filmi].
- Özcan, G. (2019). Euripides’in Bakkhalar Oyununda Kadının Dionizik İmgeleri Üzerine Bir İnceleme. Atatürk Üniversitesi Kadın Araştırmaları Dergisi, 64-69.
- Paglia, C. (2004). Cinsel Kimlikler: Nefertiti’den Emily Dickinson’a Sanat ve Çöküş. Ankara: Epos Yayınları.







Bir Cevap Yazın