Değer mi bütün bu olanlara, olmayanlara veya gelecekte olacak ya da olmayacak olanlara?
İnsanı; yeme, içme ve barınma gibi fizyolojik ihtiyaçlarını sağlama aldığı günden beri, diğer canlılardan asıl ayıran farkı nedir, hiç düşündünüz mü?

Sorgulamak
Neden yaşıyorum sorusu, aslında felsefi pek çok sorunun temelidir. İnsan, sorduğu bu sorulara, hepimizin içine kazınmış olan “Ne olursa olsun hayatta kal” kodu ile beraber cevap aramıştır. Kısaca, hayata tutunmak için neden aramıştır. Bulunan nedenlerden belki de en çok insanı tatmin eden dinlerdir. Çünkü dinler, insana neden yaratıldığı ve amacının ne olduğu gibi sorulara tatmin edici cevaplar vermiştir. Bununla beraber, elbette başka bulduğumuz cevaplar da vardır. Kabullenmek, teslim olmak ve felsefe, farklı kesimler tarafından cevap olarak kabul görür. İnsanlar nasıl çeşit çeşit ise, felsefi görüşler de çeşit çeşittir.
Örneğin Albert Camus için;

Yaşam absürttür. Yaşamanın herhangi bir anlamı olmadığını ama yaşamamız gerektiğini söyler. Bu fikrini daha iyi anlayabilmek için Sisifos Söylemi adlı kitabına bakabiliriz. Kitapta, Sisifos adlı mitolojik karakterin cezası gereği, bir tepenin yamacına devamlı olarak bir kayayı ittirdiği anlatılır. Sisifos kayayı tam tepe noktasına koyacakken, kaya tekrar aşağı yuvarlanır ve Sisifos, en baştan kayayı ittirmek için yola koyulur. Her ne kadar dışarıdan çok üzücü gibi görünse de, Camus’a göre Sisifos’u mutlu değerlendirmek gerekir. Yaşamı da bu şekilde düşünmemiz gerektiğini savunur.
Bir diğer filozof olarak ise Marcus Aurelius için;

Marcus Aurelius ve diğer genel Stoacı filozoflara göre, “Dünya’ya geldik çünkü öyle olması gerekiyordu; madem geldik, erdemli olmalı ve erdemli bir dünyayı kurmak için çalışmalıyız.”
Nietzsche’ye göre ise;

Tanrı ölmüştür ve ‘’Üst İnsan’’ olmak için yaşamalıyız. Devam etmeden önce bu kavrama kısaca değinelim. Nietzsche’ye göre insan, hayvan ve üst insan arasında bir köprüdür; olunması gereken üst insandır. Bu yüzden standart insanlık mertebesi kırılmalıdır. Aynı kendi yumurtasını kıran bir civciv gibi düşünebiliriz. Dilerseniz buradaki kabuğu inceleyelim. Kırılması gereken kabuk, standart insanın yücelttiği yansımalar ve yargılardır: din, merhamet… Nietzsche, kendi dönemini Nihilizm (hiççilik) dönemi olarak tanımlamıştır. Bundan kurtulmanın tek yolu ise ‘’Üst İnsan’’ olmaktır. Tek cümleyle toparlayacak olursak, kendi omzunuza tırmanın demektedir.
Esas hayatı ve felsefesi üzerinde durmak istediğim Emil Cioran’a göre ise;

Yaşamanın hiçbir anlamı yoktur. Yaşamalıyız çünkü intihar saçmadır. Çünkü ona göre “Karamsar insanlar öz kıyıma başvurmaz, iyimser insanlar, artık iyimser olamayan insanlar öz kıyıma başvurur.” Nasıl mı? dediğinizi duyar gibiyim, anlatayım. İnsan, gelecekte başına neler geleceğinden ziyade, geçmişte başına bunlar neden geldi diye düşündüğü için bu yola başvurur. Ama sonuçta geçmişteki olumsuz olarak yorumladığı olaylar zaten çoktan olmuş ve artık geçmişi geri getirmenin de bir yolu olmadığına göre, her insan öz kıyım için geç kalmıştır. Bu sözü daha iyi anlayabilmek için John Steinbeck’in şu sözüne bakabiliriz: “Yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben, biz artık geçmiş zamanız.” Aslında Cioran için gerçekten hayata son vermemenin nedenini yine onun şu cümlesi ile daha iyi anlayabiliriz: “Yaşamdan tiksindiğim kadar ölmekten de tiksiniyorum.”
Geriye dönüp hayatına baktığımızda büyük fiziksel acılar çekmiş biri değildir ama varoluş sancısı ile çocukluğunda tanışmıştır. Daha iyi anlayabilmek için çocukluğunda yaptığı birkaç davranışa göz atalım. Mezarlık gezmek, en büyük zevklerinden biriymiş. Keyif aldığı bir ortamda aniden çöken boş vermişlik ve anlamsızlık nöbetleri yaşamış. O kadar mutsuz bir çocukmuş ki annesi ona bir gün, “Bu kadar mutsuz olacağını bilseydim kürtaj yaptırırdım.” demiş. Sorabilirsiniz: Peki madem bu kadar her şey anlamsız, neden yazıyor? Buna ise kendine uygun olarak, karamsar fakat samimi bir cevap veriyor: “Formüle edilen her şey daha katlanılabilir oluyor.” Esasında içinde biriken duyguları dışarı vurmak için yazdığı açıkça belli oluyor. Zaten diğer filozofların aksine bir fikir atıp onu savunmaktansa içini döküyor.
Unutmadan değinmek istediğim bir nokta da “formüle etmek”. Bu kavram anksiyete tedavisinde kullanılan bir yönteme çok benziyor. Anksiyete sahibi bireye panik halinde iken, aklından geçen düşünceleri yazması ve aslında gerçeklikle arasındaki uçurumu görmesi tavsiye edilir. Yazmak onun bir nevi hayatını kurtarmış diyebiliriz. Çünkü kendisi yazmasaydı suikastçı bile olabileceğini söylemiştir. Mutlaka değinilmeli ki ayrıca kendisi bir anti-natalisttir. Peki, anti-natalizm nedir?
Anti-natalizm kısaca doğum karşıtlığı demektir. Kendi içinde amiyane tanımla yumuşak anti-natalist ve sert anti-natalizm olarak ayrılmaktadır. Yumuşak haline göre yeni birini dünyaya getirmek, şartlar maddi manevi yönden yeterli olduğunda etiktir. Fakat sert anti-natalizme göre, her ne olursa olsun, kral/kraliçe bile olsanız, yeni birini dünyaya getirmek doğru değildir. Çünkü ona sormadınız ve sormanız da mümkün değildir. Bu görüşe bağlı olarak da insan neslinin tükenmesi en doğru olan olacaktır.
Özetleyecek olursak, insanın dünyaya gelmiş, etik olması veya olmaması, isteyerek olması ya da olmaması ve bu hayat adı verilen zamanı nasıl geçirmesi gerektiği, elbette seyircinin biricik kendisine özel düşüncesidir. Ama unutulmamalıdır ki; İyi ve kötü diye bir şey yoktur, bakış açınız iyi veya kötüdür.
Sözlerime ve naçizane sorgulamalara şu sözlerle son veriyorum: Var olmak ya da olmamak, işte bütün sorun bu. Okuyan ve okumayan herkese huzurlu bir hayat dilerim.
Kaynakça:
Filozofi başlığı için internet ansiklopedisi 22 Şubat 2007 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
Frank N., Magill (2013). The 20th Century A-GI: Dictionary of World Biography, 7. cilt. Routledge. s. 554. ISBN 1136593349.
“Albert Camus’yü KGB mi öldürdü?”. BBC News Türkçe. 7 Ağustos 2011. 4 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Ocak 2021.
Nietzsche”. Acta Neurologica Belgica. 108 (1). ss. 9-16. PMID 18575181. 6 Temmuz 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 30 Nisan 2013.
-Emirhan Sansar







Bir Cevap Yazın