
- Yazar: Elif Şafak
- Çevirmen: Omca A. Korugan
- Yayın Yılı: 2025
- Yayınevi: Doğan Kitap
Gökyüzünde Nehirler Var’ı okumaya, bu devasa hikayeyi bilmeye ihtiyacınız var, henüz farkında değilsiniz.
Entelektüel ancak zorba Asurpanipal’den dahi Thomas’a, Narin’den Züleyha’ya “dünyaları” buluşturuyor yazar. Bazen yüzyıllar bazen günler atlayarak ilerleyen, insanlar gelmeden çok önce dünyada olan “suyun” anlattığı bir hikayeler silsilesi Gökyüzünde Nehirler Var.
Kitap hatırladığım kadarıyla yaz aylarında çıkmıştı ancak yoğun seyahat ettiğim bir dönemde benimle tam dört şehir gezdi. Seferi kitabımın kenarları artık kahve damlaları ve güneş kreminden nasibini almaya başlayınca bu duruma bir son vererek başladığım noktada kendisiyle vedalaştım.
Kitaba Genel Bakış
Yerin altında milyonlarca yıl bekleyip günışığına çıkan, göğe yükselen ve buharlaşan, insanın göremeyeceği ve gidemeyeceği yerlere erişen bir damlanın gözünden insanları izlemek keyif verici. Dünyanın dörtte üçü su der dururdu Fen Bilgisi kitapları. Bir açıdan insanın da büyük bir kısmı su. Bu kitap baştan sona bu bilimsel gerçeğin hakkını vermekle meşgul.
Bir arkeoloji belgeselinde yüzyıllar önce Büyük Menderes’in, o zamanki adıyla Meandros’un taşarak yeryüzünden sildiği şehirleri izlemiştim. Öyle ki yurtlarını terk etmek istemeyenleri göçe zorlamak için Efes Kralı tüm şehrin (bugün gezdiğimiz antik kent daha sonra kurulmuştur) yakılmasını emretmiş.
Suyun akıcılığının bu nedenle kimisi için hırçınlıkla ve yıkıcılıkla, kimisi için istikrarla ve dinginlikle ilişkilendirildiğine tarih boyunca şahit olmak mümkün. Su hem hayat vermiş hem can almış.
Gökyüzünde Nehirler Var’da her karakterin hayatı su damlaları gibi böyle kesişiyor. Ayrıcalıklı bir göçmen aileye mensup, bilim insanı Züleyha Londra’nın saklı nehirleri üzerine çalışmış, aynı Londra’da yokluk içinde büyümüş dâhi Thomas ömrü boyunca iki ihtiyar nehrin ortasındaki Mezopotamya tabletleriyle dirsek çürütmüş. Narin ise, köyü, aile tarihi ve bildiği tüm dünya baraj suları altında kalmadan önce vaftiz olmak üzere Laleş Vadisi’nin yolunu tutuyor. Her birini hayatlarının en can alıcı noktalarında tanıyıp benimsiyoruz.
Su ve İnsan Teması
Doğaya karşı insan aklı bugün daha baskın gibi görünse ve nehir yataklarını değiştirmek günümüzde mümkün olsa da insanın suya karşı kırılganlığı, katılığı hiç değişmemiş. Üstüne, suyun yaşattığı tüm canlıların karşısına gezegenin şımarık canlısı insanın, hayatını sürdürmek için hep bir “yere” ihtiyaç duyması ve diğer her canlı pahasına hareket edebilmesi eklenmiş.
Suyu yoğun bir bağımsızlıkla ilişkilendirmek de mümkün. Kitaptaki karakterlerden Züleyha’nın bir teknede yaşaması, bir anlamda suya sığınması, Narin’in anneannesinin bir su bulucu olarak Dicle Nehri ile ilişkisi içimi ısıtmıştı.
Kişisel Yorum ve Sonuç
Çocukluğumda 3 boyutlu karton hikaye kitapları vardı. Yazarın İngilizce kaleme aldığı hikayeyi çevirmen Omca A. Korugan Türkçe’ye o kadar incelikle taşımış ki, 3 boyutlu rengarenk bir kitabı açınca birden beliren evler, sokaklar ve insan figürleri gibi romanın bölümleri önüme açıldı. Dördünün de içine doğdukları çağın koşullarını hiçbir detayı kaçırmadan veren “su damlasına” minnet duydum. “Su hatırlar, insan unutur”, çok çok eskiden büyüklerimden duyduğum “bir sıkıntım olursa suya anlat” öğüdünü hatırlattı aynı zamanda.
Gökyüzünde Nehirler Var’ı okurken ben de seyahat halinde olduğum için bu geniş çaplı ve keyifli yolculuktan çok memnun bir şekilde eve döndüm. Narin’in Irak’ta yaşadıklarını, Ezidi Köyü’nde olanları yüzyıllar arasında mekik dokuyarak iç sıkıntısıyla okudum ve ancak kitabın sonunda şükürler olsun diyebildim.
Diğer yandan Züleyha’nın sürüklenişi, Thomas’ın Mezopotamya aşkı ve unutulmuş tanrıçanın hikayesi çok gerçekçi bir yerden beni yakaladı. Su gibi akan bir su romanı okumak isteyen herkese tavsiye ediyorum.







Bir Cevap Yazın