İnanma ihtiyacı… Verilen sözlere, herhangi birine, gidilen yönlere inanma ve bağlanma ihtiyacı…

Yolun doğruluğundan emin olma, koşulsuz sevip sevilebilme ihtiyacı…

İnandığın değerler uğruna mücadele etme ve aynısını görebilme ihtiyacı…

İhtiyaç listesi uzadıkça uzuyor gönlümüzde. Liste uzamasına uzuyor da, nihayete erdirmek pek de mümkün olmuyor çoğu zaman. Verilen sözler tutulmuyor, hayran olunan ve takdir edilesi kişilikler adeta bir balon gibi sönüp gidiyor. Haddinden fazla şişirilmiş; zahirde ayrı, bâtında ayrı balonlar…

Sönüp giden balonlar; inançlarımızı da, hayattan beklentilerimizin gerçekleşeceğine dair olan umutlarımızı da silip atıyor beraberinde. “İmkânsızı mı istiyorum acaba?” diye bir terazi kuruluyor tam da böyle anlarda. Çok mu ütopik hayattan beklentilerim?

Ve kendimizle baş başa kaldığımız anlarda fark ediyoruz ki; beklentilerimiz ütopik değil, asla. Mesela, doğru kişiyle sıradan bir hayatın sıradan, telaşsız günlerini yaşayabilme arzusu… Nasıl ütopik olabilir ki böylesine bir beklenti?
Peki, nasıl oluyor da bu kadar ulaşılmaz hâle gelebiliyor bu ütopik olmayan beklentiler? Yanlış duraklarda mı bekliyoruz, yoksa yanlış yollara mı sapıyoruz? Bizler mi yanlışız, bizzat kendi ellerimizle seçmiş olduğumuz yol arkadaşlarımız mı? Zamanlama hatası mı, yoksa diğer tüm zamanlarda da gerçekleşmesi mümkün olmayacak arzular mı bunlar? Ya da tekrar ve tekrar, yanlış eşleşmeler zincirine bir halka daha mı ekliyoruz farkında olmadan?
Belki bir, belki de birden fazla sebebi var bu hayal kırıklıklarımızın. İçsel çatışmalar, dış etkenler, yanlış zaman, yanlış insanlar… Ve maalesef ki, kabul edilmesi gereken en acı gerçek de bu hayal kırıklıklarının ne ilk ne de son olacağı. Benzer şekillerde olmayacak elbet, ama herhangi bir şeye ya da herhangi bir kimseye güvenmeye çalıştığımız her an, tekrar ve tekrar artarak devam edecek hayal kırıklıklarımız.
Gözümüzde büyüttüğümüz balonlar sönerken, içimizdeki bir şeyleri de beraberinde söndürmüş olacak. Artık eskisi kadar hesapsız duygular besleyemeyeceğiz belki de. Eskisi kadar güvenmek istemeyecek ve eskisi kadar körü körüne bağlanamayacağız. Ve nihayetinde, tekrar ömürlük dersler alacağız, yaratılan hayal kırıklıkları ve balonlar sayesinde… Peki, şimdi bu hayal kırıklıklarına teşekkür mü etmeli, yoksa yaralarımızı derinleştirdikleri için sitem mi etmeli? Karar elbette ki sizin 🙂
Sıradan bir hayatın muhteşem günlerine uyanabilmek dileğiyle…








Bir Cevap Yazın