İlkler ve Heyecan

Her şeyin ilki güzel derler ya… Ya da “eskiler daha güzeldi” diye herkes iç çeker. Yalan yok, eski günler gerçekten çok daha renkli, çok daha sıcak, çok daha yaşanabilir geliyor.
Bence bunun nedeni biraz da bize sunulan şeylerin zamanla bir standart hâline gelmesi. Bazı şeyler sıradanlaşınca, eski heyecanla bakmıyoruz onlara. Belki de artık “standart” oldukları için şükretmiyoruz bile.

Evimize internetin geldiği günü hatırlıyorum. Eve koşarak gelmek için inanılmaz heyecanlanıyordum. İnternet, benim için bir mucizeydi. O karanlık ekranda önce mavilik, sonra klasik Windows ekranı… Arka planda açabileceğim şarkılar, televizyona bağlı kalmadan dinleyebileceğim pop listeleri… Ve tabii kardeşimle oynadığımız “ateş ve su” oyunu. “Senin yüzünden kaybettik!” tartışmaları bile tatlıydı.

Hepsi birer renkti bizim için. Mesela ilk çantamız… Hele ki tekerlekli bir çantaysa! Şimdi sahip olduğum hiçbir çanta bana o kadar güzel gelmiyor. Ya da ilk defa gittiğim sinema… Hiçbir film o ilk seferdeki kadar büyüleyici değil.

Azalan Marjinal Fayda Yasası

Aslında mesele “ilkler unutulmazdır” klişesinden biraz daha derin. Bence bu, hayatın parabol çizmesiyle ilgili. “Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle: Hayat, ilk edinimimizden sonra diğerlerine ulaşmak için çıktığımız uzun bir yol gibi. Yukarıya tırmandıkça heyecan artıyor. Ama her parabolün bir tepe noktası vardır. İşte orası bizim kendi “maksimum noktamız”… yani doyum noktamız.

İşte o doyum noktasından sonra her bir adım, her şeyi değiştiriyor. Büyük bir heyecanla çıktığımız o uzun tırmanış bitmiş, yavaş yavaş inişe geçmişiz. Aşağı doğru süzülüyoruz. Bu süzülüş, sadece amacımıza ulaştıktan sonra devam etmemizle ilgili değil. Artık doyum noktamızı, hatta o ilk marjinal faydayı özler hâle geliyoruz. Her yaptığımız işte, her adımımızda o ilk heyecanı, o mutluluğu yeniden yakalamaya çalışıyoruz. Ama bu çaba çoğu zaman bir bataklık gibi… Ne kadar çok tırmanmaya çalışırsan, o kadar düşüşe geçersin.

Bu yaşadıklarımızı ifade etmek ya da yaşadıklarımıza bir anlam yüklemek için psikolojik terimlerden ziyade sizleri şaşırtarak ekonomi alanında bir yasadan hareketle açıklayacağım. Evet, yanlış duymadınız, bu bir teoremden öte bir yasa: “Azalan Marjinal Fayda Yasası.”

Bu kavramın kökeni, ekonomi tarihinde 1870’lere uzanıyor. Jevons (1871), Menger (1871) ve Walras (1874) gibi iktisatçılar, birbirlerinden habersiz bir şekilde aynı dönemde geliştirdikleri teorilerde bir malın değerinin yalnızca emekle değil, bize sağladığı son birim fayda ile belirlendiğini ortaya koydular. Bunun en çarpıcı örneği su-elmas paradoksu: Su hayatımız için zorunlu bir ihtiyaç ve bol, bu yüzden marjinal faydası düşük gibi görünüyor; ama onsuz yaşayamayız. Elmas ise çok az bulunuyor, marjinal faydası yüksek, ama onsuz da idare edebiliriz (Bocutoğlu, 2012). Tabii alacağımız faydayı ihtiyaca göre değerlendirmek gerekiyor. Örneğin, çölde mahsur kaldığınız durumda hiçbir elmas sizi mutlu etmeyecektir; oysa bu durumda bir damla su sizin için hayati öneme sahiptir. Yani değer ve fayda, miktar ve kıtlıkla doğru orantılı değil, aldığımız haz ve ihtiyaçla ilişkilidir.

Günlük yaşantımıza bu durumu uyarlarsak: İlk konser, ilk sinema deneyimi ya da yeni bir teknolojik cihaz… Başta aldığımız heyecan yüksek, ama tekrarladıkça azalıyor. Tıpkı suyun bir bardakta verdiği tatmin gibi; nadir deneyimler (ya da elmas gibi) ise heyecanı yüksek tutabiliyor. İşte bu, hayatın parabolünde doyum noktasına çıkarken hissettiklerimizin ekonomik açıklaması.

Hayatın Parabolü ve Çıkarımlar

Ve tüm bunlardan bir çıkarımda bulunacaksak, hayatın doyum parabolleri bize çok açık bir mesaj vermekte: İlkler her zaman değerini koruyor; yani ilk heyecan, ilk mutluluk ve ilk deneyim… Ancak her şeyin bir sınırı var. Azalan Marjinal Fayda Yasası bizlere, ne kadar çok sahip olursak veya ne kadar çok aynı deneyimi tekrar edersek, o ilk aldığımız keyfi tekrar yakalamanın giderek zorlaştığını hatırlatıyor.

Bu noktada çıkarımımız basit ve oldukça güçlü: Yavaşla. Kendi bireysel parabolümüzü hızla tırmanmaya çalışmak yerine, adım adım ilerlemek, deneyimleri ölçülü ve tam anlamıyla hissederek yaşamak, anda kalmak doyumu artırıyor. İlkleri fark etmek ve değerini bilmek, her yeni deneyimde daha az hayal kırıklığı yaşamak ve tabii daha çok keyif almak anlamına geliyor.

Hayatın doyum parabolü sizden bağımsız değil; bu parabolü çizmek sizin elinizde. Tepe noktasından sonrası yalnızca iniştir. Bu inişi hızlandırmak ya da yavaşlatmak, hatta tepe noktasından hiç inmemek sizlerin elinde. Hayatın parabolünün seni ele geçirmesine izin verme. Anı yaşa ve yavaşla.

Kaynakça:

Jevons, W. S. (1871). The theory of political economy. Macmillan and Co.(Erişim Tarihi: 18.08.2025)

Menger, C. (1871). Principles of economics. Wilhelm Braumüller.(Erişim Tarihi: 18.08.2025)

Pindyck, R. S., & Rubinfeld, D. L. (2018). Microeconomics (9th ed.). Pearson.(Erişim Tarihi: 20.08.2025)

Smith, A. (1776). An inquiry into the nature and causes of the wealth of nations. W. Strahan and T. Cadell.(Erişim Tarihi: 17.08.2025)

Walras, L. (1874). Éléments d’économie politique pure. L. Corbaz.(Erişim Tarihi: 19.08.2025)

Bocutoğlu, E. (2012). İktisat Teorisinde Emeğin Öyküsü: Değerin Kaynağı Olan Emekten Marjinal Faydanın Türevi Olan Emeğe Yolculuk. HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, 1(1), 1-XX. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/84747

Bir Cevap Yazın

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin