Hayat koşuşturması içinde sürüklenirken zamansal olarak geçmişi düşünme eğilimi gösteririz. Geçen sene olan fikirlerimiz bile bazen bugünle farklılık gösterebilir. Örneğin hayallerimiz, mesleğimiz, ideallerimiz ve hedeflerimiz gibi. Peki kendi ışığımız, yani potansiyelimiz? Onun hakkında hiç düşünüyor muyuz? Onu gerçekleştirebiliyor muyuz ya da onu bulabildik mi? Yoksa bu koşuşturmalar içinde o potansiyelimiz elimizden kayıp gidiyor mu, yoksa bizim bir potansiyelimiz var mı? Belki de insanın potansiyeli olmasının anlamını hiç düşünmedik. Bu potansiyel tam olarak nedir?
İnsanın Potansiyeli Olması Ne Demek?
İnsan potansiyeli, kendimizin en iyi versiyonuna ulaşabilmemizdir. Herkeste farklı olan ve ortaya çıkarılması beklenen yetenekler ve yetkinlikleri kullanabilir hâle gelebilmesidir. Potansiyelimiz bizim için bir anahtar gibidir. Yanlış kapılarda kullanılırsa bir işe yaramaz. Ama doğru kapıyı veya kapıları bulduğunda neler yapabileceği açığa çıkar. Bununla birlikte doğru kapıyı bulmak uzun ve yorucu bir süreç gibi olabilir. İnsan kendi ışığına ulaşmaya çalışırken içinde doğru kapıyı bulmaya yönelik cesaret olmalı. Çünkü doğru kapıyı ararken yıpranma ihtimalini göze almalı. Peki biz doğru kapıyı mı arıyoruz, yoksa yanlış kapılarda zaman mı kaybediyoruz?
Potansiyel Nasıl Ortaya Çıkar?
İnsanın kendi farkındalığı, bu sürecin başlangıcıdır. Potansiyel kendiliğinden ortaya çıkan bir şey değildir; zaten öyle olsa ilgi çekici bir şey olmazdı. Bizim kendi ışığımızı ortaya çıkarmak istememizin sebeplerinden birisi de en iyi versiyonumuzdur. Tam kapasite olarak neleri başarabiliriz, nelerin üstesinden gelebiliriz? İşte bu yüzden bizi bunun için savaşmaya iten güçlü duygulardan birisi de merak duygusudur. Bu duyguyu etkili şekilde kullanmak, en iyi versiyonumuza ulaşmamız için katkı sağlar. Bu hedef doğrultusunda deneyimler yaşamak, bu gelişimin en temel parçalarından birisidir. En iyi versiyonumuzu aslında çokça denediğimiz başarısız deneyimlerimiz oluşturur. Yani yanlış kapılarda zaman harcamazsak doğru kapıyı bulunca kilidi açamayız. İstikrarlı bir şekilde cesaret ve farkındalıkla açmaya çalıştığımız yanlış kapılar, bize doğru kapının kilidini açmayı öğretecek.

Potansiyel Yetenek İle Mi İlgilidir?
Yetenek, potansiyel kavramıyla oldukça bağlantılıdır. Her insanın doğuştan gelen farklı yetenekleri olsa da bunları disiplinli bir şekilde, doğru yönlendirmelerle ve öğrenme isteğiyle geliştirmesi insanın elindedir. Bunu yapabilmek, bize doğuştan verilen yeteneklerin en etkili kullanabilme biçimimizi ve dolayısıyla potansiyelimizi gösterir. İstediğiniz kadar yetenekli olun, kendinizi en iyi versiyon doğrultusunda geliştirmezseniz, potansiyelinizle birlikte yeteneğinizi de kaybedersiniz. Kader de gayrete aşıktır. Gayret olmazsa yetenek de potansiyel de işe yaramaz.
Potansiyeli Ortaya Çıkarmayı Engelleyen Faktörler
Çoğu kişi bu hayat kavgasında potansiyelinin farkında olsa bile bunu gerçekleştiremiyor. Bazıları bunu hiç keşfedemiyor. Kendi ışığımızın önündeki en büyük engellerden birisi de tam olarak bu. O kadar meşgulüz ki insanın kendi ışığını bulmayı bırak, onu düşünmeye bile fırsatı olmuyor.
Düşünsek bile bazen korkularımız ve konfor alanımız bu hedefe gölge düşürüyor. Ayrıca alıştığımız düzeni bozmak, farklılıklar zaman zaman korkutucu gelir. Bununla birlikte toplumdaki ön kabuller bu durumu daha da zorlaştırır. Ev, araba ve sigortalı, garanti bir iş gibi toplumdaki ön kabuller, hedeflerimizi ertelememize sebep oluyor. İnsanın çevresi tarafından ona bir hayat yolu çizilmesi ve kişinin o yoldan sapamaması, gelecekte pişmanlıklar yaratıyor. Maalesef birçok kişi, toplumsal baskılardan dolayı o çizilen hayat yolundan sapamıyor.
Potansiyel İçin Bireysel Engelleri Aşmak
İnsanın kendisini tanıması hayatı boyunca çok önemlidir. Güçlü, zayıf ve geliştirmemiz gereken noktalar her zaman bizimle beraber yer alır. Bunların keşfi, bizim direkt olarak kaderimizi belirleyen noktalardır. Kendimizi tanıdığımız kadar varız bu hayatta. Zayıf olduğumuz bir konunun üstüne kendimizi geliştirmeden gidersek başarısız oluruz. Güçlü olduğumuz konularda sabit kalmamız da bize çok stabil bir hayat getirir. Birçok kişi de bu konfor alanından çıkmayı tercih etmiyor. Küçük adımlarla dahi olsa, konfor alanından çıkma eğilimleri ileriye dönük büyük katkılar sağlar. Bu çabalar ise günün birinde, o korktuğumuz zayıf yönlerimizi konfor alanımıza katmamızı sağlar. Doğru zaman yönetimi ile ayırdığımız ufak zamanların getirisi çok büyük olur. Damlaya damlaya göl olur misali.
Toplumsal Baskılara İsyan
Coğrafyamızda, ebeveynler tarafından kendi hayalini çocuğu gerçekleştirsin isteği epey yaygındır. Toplumda saygınlığı olan doktor, avukat gibi meslekler, her insanın çocukken hayallerini süsleyen saygın ve garantili mesleklerdir. Bu hayalle büyüyüp bunu gerçekleştiremeyen ebeveynler ise bu misyonu çocuklarına yükler. Hatta bu uğurda “ceketimi satar okuturum” gibi fedakarca cümleler kurmaktan çekinmezler. Çünkü bu onların hayaliydi ama bu hayale ulaşamadılar. Ama çağımızın değişimiyle çocukların hayallerini süsleyen meslekler de değişime uğradı. Bu durumda bir kuşak çatışması söz konusudur. Aile beklentileri birçok kişi için önem teşkil eder. Bizi bu yaşlara getiren, okutan ve büyüten insanları gururlandırmak, hayaller süsler.
Ama bir yandan başkasının beklentisiyle kendi ışığımızı bulamayız. Ebeveynlerimizin bizim olmamızı istedikleri kişi, onların potansiyeliydi. Çünkü onların o mesleğe ya da olmak istedikleri kişiye ilgileri ve yetenekleri vardı. Bunu başarmış ya da başarısız olmuş olabilirler. İki durumda da bu onların hayali ve potansiyeliydi. Kendi hayalini ancak kendin başarabilirsin. Bu misyon yükleme durumu, yanlış çabalamalarla geçen uzun zamanlar yaratıyor. Ebeveynlerimizin bizden beklentilerini, kendi potansiyellerine göre değil de bize göre beklenti içinde olmalarını anlatmalıyız. Yoksa bu durumda biz kendi ışığımıza ulaşamazken ailemizin beklentisini de karşılayamayız. Bu da çift taraflı hayal kırıklıkları yaratır. Hem de ömür boyunca sizinle birlikte olacak hayal kırıklıkları.

Başkasının hayalini yaşarken kendi ışığımızı bulamayız. Cesaretle beraber bu problemleri çözmeye yönelik davranmamız gerekir. Ebeveynlerimizle açıkça bir iletişim kurup beklentilerini şekillendirmeleri konusunda onlarla konuşmak, bazı şeyleri çözmeye yardımcı olur. Kendi yolumuzu bulduktan sonra kendimizle beraber ailemizi de bu yola inandırabilmek, beklentilerini bu yol üzerinde oluşturmaları, iki tarafı da daha çok tatmin eder. Kendi ışığımızı keşfettikten sonra ailemizle birlikte gerçek tatmin hissini yakalayabiliriz. Biz hayallerimizi ve potansiyelimizi gerçekleştirmişken, ailemizin de bize verdikleri emeğin sonucunu gösterebilmek, herkes için zafer anlamına gelmektedir.
Artık Sıra Sende!
Potansiyelini gerçekleştirdikten sonraki hayatını hiç düşündün mü? Yeteneğinin olduğu ve sevdiğin bir işi yapmak, bu işi keyif alarak yapmak ve bunu yaparken hayattan tatmin olmak. Hayatta deneyimlemek için çok seçenek olsa da, realist bakarsak, kendi ışığımızı bulamazsak çok bir önemleri kalmaz. Potansiyelimiz, hayatımızın kolonları gibidir. Kolonların taşıdığı bina ise hayatımızdır. Farklı tatmin edici deneyimleri denesek bile, hayatımızın kolonları sağlam değilse yeterli tatmin sağlanmaz; çünkü kolonlar evi taşıyamaz. O yüzden hayatımızda birinci öncelikli olarak bunun peşine düşmeliyiz. Ondan sonra potansiyelimizin üstüne inşa ettiğimiz deneyimlerimiz daha çok tatmin sağlayacaktır.

Bu hayat içinse cesaret ve kararlılıkla konfor alanımızdan çıkmalıyız. Çünkü kimse gelip bizim ışığımızı ortaya çıkarmayacak. Hayatının kolonlarını sağlamlaştırmak senin elinde. Bunu en iyi ve tek yapabilecek kişi sensin. Buna tamamen inanıp, küçük de olsa cesaretli adımlar atmak gerekli. Her adım, korkularını ve belirsizlikleri biraz daha yenmeni sağlar. Ve bir Rus atasözü der ki: “Risk almayan şampanya içemez.” Bu yüzden kararlı ve cesaretli bir şekilde kendi ışığını ortaya çıkarmaya başlamalısın!







Bir Cevap Yazın