“Geçmişte, yıllar öncesinde karanlıkların ve kötülüklerin efendisi Aku serbest bırakılmış bir şeytandı. Ama sihirli bir kılıç kullanan onurlu bir samuray savaşçısı ona karşı koymaya çalıştı. Son kılıç darbesi vurulmadan önce, Aku zamanda bir kapı açtı ve onu, karanlık ruhunun hakim olduğu geleceğe yolladı. Şimdi o samuray, geçmişe dönmenin ve kötülüğün vücut bulmuş halini yok etmenin yollarını arıyor.”

Aslında bu giriş, incelemesini yapacağımız dizinin kısa bir özeti niteliğinde. Büyük patlamayla beraber bildiğimiz evren yaratılırken, korkunç karanlık madde Şeytan’da var oldu. Üç büyük tanrı Odin, Vişnu ve Ra, Şeytan Aku’yu yok ettiler. Fakat bu kötü ruhun bir parçası, dünya gezegenine kaçmayı başardı. Çarpışma anı o kadar şiddetli oldu ki dinozorların soyunu tüketti ve bu kötü ruhun toprağa karışmasıyla toprak ve gezegen kirlendi. Ağaç benzeri diyebileceğimiz oluşumlar meydana geldi.

Japonya’nın ilk modern dönemi olan Edo döneminde, zamanın imparatoru hazırladığı zehirle şeytanı, ya da Japonca orijinal anlamıyla Aku’yu tamamen yok etmek istedi. Böylece başta kendi toprak ve halkını, ardından hiç tanımadığı, hatta var olduğunu dahi bilmediği ve bilemeyeceği insanları ve toprakları kurtarmak istedi. Zehirli ok, RA’nın güneşinden aldığı alevle saf kötülüğün tam merkezine gitti fakat işler düşündüğü gibi olmadı. Uyku halindeki kötülük uyandı. İmparator büyük bir pişmanlık ve öfkeyle şeytana, Aku’ya saldırdı fakat bu ruha hiçbir insan yapımı silah etkili olamadı. Aku, imparatoru ve halkını kendine köle yaptı. Yaşadıkları köyü ve insanlarının bir kısmını acımasızca yok etti. Aku, imparatora yapılabilecek belki en büyük işkenceyi yaparak onu yok etmedi; onu zincirlerle büyük bir taşa gererek insanlarını ve topraklarını işkence edişini izletti. İmparatora yardıma Odin’in bineği geldi. Onu bu üç tanrının katına götürdü. Tanrılar ona, kendilerinin dövdüğü, salt kötülüğü yenmenin tek anahtarı olan kılıcı verdiler. İmparator, tanrıların sayesinde halkını bu kötü ruhtan kurtardı. Fakat imparator rehavete kapılmadı. Küçük oğlunu her daim hazır olması konusunda uyardı.

samurai jack felsefesi

Ve küçük prens sadece sekiz yaşındayken Aku köye saldırdı. Ama kraliyet ailesi hazırdı ve daha küçük prens doğmadan önce önlemler alınmıştı. Annesi, alevler içindeki köyden oğlunu kaçırarak onu bir gemiye bıraktı. Küçük prens, bu gemide tanıştığı insanlardan ve aşama aşama tanıştığı halklardan on yedi yıl boyunca antik dünyanın dövüş sanatlarını ve diğer kültürleri, kendinden olmayanın varlığını öğrendi. Ardından, hazır olduğunda, yirmi beş yaşında Aku ile yüzleşti ve girişte de öğrendiğimiz gibi, son darbe vurulmadan önce Aku zamanda bir kapı açtı ve onu, kötü ruhunun hakim olduğu binlerce yıl sonrasına gönderdi. Prens, ya da takma adıyla Jack, bu hapsolduğu zamanda geçmişe dönmeyi ve Aku’yu yenmenin bir yolunu arıyor.

Evet, Samurai Jack’in başlangıç hikayesi bu şekilde. Bu başyapıt olarak kabul edebileceğimiz eser beş sezon sürüyor olsa da, felsefesini incelemek için güzel bir özete ve finale sahip olan, on üç yıl sonra yayınlanan beşinci yani son sezonu anlatmak için seçtim.

Son karşılaşmanın ardından elli yıl geçmiş, zaman Jack’in üzerindeki etkisini kaybetmiş ve bu yüzden Jack hiç yaşlanmamış. Kaybedilen sadece zamanın etkisi değil, Aku’yu yenmenin tek yolu olan kılıç da yitirilmiş. Diğer sezonların aksine bu sezonda Jack’in de bir insan olduğunu hissediyoruz. Çünkü Jack’in umutsuzluğa kapıldığını ve üzerinde çok duracağımız gölgesini görüyoruz.

samurai jack felsefesi

Peki “Gölge” ile Neyi Kastediyorum?

Gölge konsepti, Carl Jung’un ortaya attığı bir kavramdır. Jung’a göre, insanın içinde bir gölge, yani kötülüğe yatkın bir yön bulunur. Gölge tanımı her ne kadar ismen bize yabancı gelse de, “İnsan Nefsi” dersem sanırım daha tanıdık gelecektir. Yine Jung’a göre, insan gölgesini bastırmamalı, hatta onu tanımalıdır. Çünkü insan ancak kötü tarafının farkında olup onu kontrol edebilirse iyi bir insan olabilir. Eğer insan bu tarafını reddedip salt iyi olduğunu düşünüp buna göre davranırsa, o insan iyi değil, saf bir insan olur. Saf insan ve iyi insan, birbirine çok karıştırılan ama çok ayrı iki kavramdır.

Üstte de belirttiğimiz gibi, saf bir insan iyi insan demek değildir; kötülüğe ya aklı ya cesareti yetmeyen insan demektir. Ve evet, kötülükler ciddi kapasite isteyen eylem ve düşüncelerdir. Jack’e geri döndüğümüzde, Jack gölgesine her daim hakimdir, insanlara kişisel çıkarları için değil, onların iyiliği için yardım eder. Onlardan bir karşılık beklemez. Bu yüzden Jack iyi bir insan ve iyi bir felsefi takipçidir. Kendisinin takip ettiği felsefenin adı BUSHİDO’dur. Sözcüğü incelediğimizde, “Bu”; durdurmak ya da mızrak şeklinde iki kısımdan gelir. “Şi” öz anlam olarak “Samuray” veya “Beyefendi”, yan anlam olarak da “savaşa dair, askeri” gibi anlamlara gelir. “Do”; öz anlam olarak “düşünceli bir eylem” tarzı bir anlama sahiptir. Bu felsefeyi kısaca özetlemek gerekirse:

Savaş sanatına giden yolda, sanatçısının ahlakı yoldur. Samuray ölümcül ama bir o kadar yaşama saygılı, düşmanına karşı acımasız fakat masuma bir o kadar merhametli olmalıdır. Ve aşağıdaki özelliklere sahip olmalıdır:

● Dürüstlük ve adalet; Doğru ve yanlış tektir. Kişi dürüst ve net olmalıdır.
● Cesaret; bahsedilen cesaret, içi boş toy öfkesi değil, tecrübe ve bilgiyle beslenen korkusuzluktur.
● Merhamet; Birey yardımsever, gücünü pozitif amaçlarla kullanan biri olmalıdır.
● Alçak gönüllülük ve incelik; Kişi kibirden uzak ve herkese saygılı olmalıdır. Kendini ispatlamaya ihtiyaç duymamalıdır.
● İçtenlik; Kişi sözünün eri ve güvenilir olmalıdır.
● Şeref; Kişi onurunun ve şerefinin bekçisidir. Hal ve tavırları kim olduğunun yansımasıdır.
● Görev ve sadakat; Kişi sorumluluk duygusu gelişmiş olmalıdır.

Bu maddeleri Jack ile yan yana getirdiğimizde büyük bir tutarlılık görüyoruz.

Jack hayatı boyunca bu fikirlerle iç içe büyür. Ama beşinci sezona tekrar döndüğümüzde, Jack gölgesini kontrol etmekte zorlanıyor. Hatta sonra öğreniyoruz ki, kontrolü kaybettiği için kılıcı kaybetmiyor. Kılıç onu terk ediyor. Çünkü kılıcı kullanmak için ellerden fazlası, dengeli bir ruh hali ve büyük erdem gerekiyor. Jack’in tek yitirdiği kılıcı da değil. Başta değindiğimiz gibi, umudunu da yitirmiştir. Bununla beraber, kaçınılmaz olarak akıl sağlığını da kaybediyor. Devamlı olarak halüsinasyonlar görüyor. Geçmişteki sorumlu olduğu insanların, başta ailesi olmak üzere, ona gelip başaramadığını ve onları hayal kırıklığına uğrattığını söylediğini görüyor. Umutsuzluk ve pişmanlık içinde sürüklenen Jack’in, tabiri caizse boğuştuğu bir düşünce daha var: Seppuku. Seppuku kısaca bir samurayın savaşta yenilgisinin ardından eğer hayatta kaldıysa, bir nevi kendini cezalandırmasıdır. Tanım olarak böyle olsa da, pratikte daha çok efendisine doğru hizmet edememiş samurayın, onurlandırma amacıyla acılar içinde yaşamına son vermesi denebilir. Buradaki “Efendi” kavramını “Amaç” olarak kabul edebiliriz. Çünkü Jack’e dönecek olursak, sabit bir efendinin ya da ustanın izinden gitmiyor. Atalarım ve halkım sözcüklerini kullanıyor. O yüzden Jack özelinde bu hayatına son verme isteği, daha çok amaç benzeri bir doğrultudadır. Sadece felsefi olarak yaklaşmak hem doğru olmaz, hem de biraz fazla romantik kaçar. Çünkü Jack’i hayatına son vermeye çalışan ruhla beraber, halüsinasyon olan gölgesi de ona artık hayatına son vermesi gerektiğini söylüyor. Çünkü bir yandan da Jack varoluş krizleri yaşıyor. Bu krizler ve halüsinasyonların üstüne bir de Aku’nun kızlarından birinin, bir insanın hayatına son verince istemeden de olsa depresyon baş gösteriyor.

Jack bu sezona kadar sadece makinelerle savaşmıştı ama yaşamına son verdiği düşman bir insan olunca, vicdan azabı da devreye giriyor. Daha sonra babasıyla olan anısını hatırladığında, bu sonucun onların seçiminde olduğunu karar veriyor ve beş kız kardeşi bilerek ve isteyerek öldürüyor. Onlara hem iyi bir insan olduğu için, hem de daha sonra vicdan azabı çekmemek için önceden bir şans veriyor. Ama bu kardeşler, beyinleri yıkandığı için ve iyi bir amaca hizmet ettiklerini düşünmelerinden ötürü, bir de samuray nefretinden dolayı onu dinlemiyorlar. Kardeşler demişken, bu kardeşlere de odaklanmamız gerekiyor. Aku bu sezon tam bir tanrıymış gibi davranıyor. Kendine tapınan adeta kulları var. Ve kullarından biri, Aku’nun onları onurlandırmak için bıraktığı özü içiyor ve Aku’nun gözüne girebilmek için yedi kız bebek doğuruyor. Bu çocuklar, hayatları boyunca sıkı ve acımasız bir eğitimden geçiyor ve sadece tek bir varoluş amaçları var: Samurayı öldürmek.

Jack biri hariç hepsini hayattan koparıyor. Hayatta kalan kızın ismi ise Ashi. Bu ayrıntıyı atlamak olmaz, Jack Ashi’yi öldürebilecek iken onu öldürmüyor, onu bağlı halde bırakıp gidiyor. Fakat Ashi, Jack’i öldürmek için elinden geleni yapıyor. Jack ise onu mümkün mertebe öldürmek istemiyor. Etkisiz hale getirmek istiyor ama Ashi’nin Jack’le konuşmalarından nasıl beyninin yıkandığını anlıyoruz. Ashi’ye göre, Aku her şeyin yaratıcısıdır ve Samuray bu güzellikleri yok etmek istemektedir. İlmek ilmek işlenen Jack ve Ashi konuşmalarında, Ashi önce gerçeği görüyor ve ardından Jack ile aralarında bir aşk meydana geliyor. Jack her ne kadar Ashi’ye karşı bir şeyler hissetse de bundan korkuyor. Jack ansızın bilmediği bu duygudan ve Ashi’den kaçıyor. Çünkü hayatı boyunca, eğitim yıllarını da hesaba katarsak, 67 yıl boyunca Aku’ya karşı mücadele etmiş ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamamış. Daha doğrusu, hiç kendisine vakit ayırmaya imkanı olmamıştır da diyebiliriz.

Ashi, Jack tam hayatına son vermek üzereyken onu kurtarıyor ve atlamadan anlatmak gerekiyor ki, Jack’in asıl kaçış sebebi onu kaybetmekten korkmasıdır. Ashi onu aradığı zaman, Ashi Jack’in kurtardığı ve ilham verdiği insanlarla tanışıyor. Hem onlardan hikayelerini öğreniyor hem de Jack’in başının belada olabileceğini söylüyor. Çünkü Jack’in neden gittiğini o dahi bilmiyor.

Finalde ise Jack, yenilmek üzereyken Aku, yaratıkların içindeki son umudu da kırmak için herkese kendini yenebilecek tek gücün nasıl da çaresiz olduğunu gösteriyor. Tam bu anda, Ashi de Aku tarafından ele geçirilmiş ve bilincini kaybetmiş halde ama beklenmedik şekilde, umudu kırılması gereken yaratıklar örgütlenerek Jack’e yardıma geliyor ve minnetlerini gösteriyor. Bir yandan da kendi gelecekleri için mücadele ediyorlar.

Son savaş sırasında Jack bir şekilde kaçmayı başarıyor ve Ashi’nin boğuştuğu karanlıktan onu kurtarıyor. Ardından Ashi, Aku’nun gücüne sahip olduğunu fark ediyor ve Jack’le beraber geçmişe, Jack’in geleceğe gönderildiği son savaşa gidiyorlar. Jack son darbeyi vuruyor ve Aku’yu yok ediyor. Böylece savaş noktalanıyor. Dünya, Aku’nun kötülüğünden kurtuluyor. Ve her şey mutlu sona bağlanmış halde, Ashi ve Jack tam evlenmek üzereyken Ashi yere düşüyor ve Aku olmadığı için kendisi de yok oluyor. Aslında dizi tam olarak burada final yapmıyor. Karamsarlık içinde Jack ağaç başında otururken bir uğur böceği parmağına konuyor ve Jack’in yüzünde tebessüme sebep oluyor. Burada da aslında şu anlatılmak isteniyor: “Hayat ne olursa olsun devam ediyor.”

Samuray Jack, bir döneme damgasını vuran ve işlediği erdem, onur, ahlak ve hayatın olduğu her yerde umudunda olduğu gibi önemli konularla, adeta kendisine seyirci kitlesi değil, öğrenci topluluğu oluşturan eşsiz bir eser ve başyapıttır.

-Emirhan Sansar

Bir Cevap Yazın

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Think & Glow sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin