
1971 yılında Philip George Zimbardo adında bir psikoloji profesörü, insanların sosyal rollere verdiği tepkileri ölçmek için bir deney yaptı. Deneyde, gerçeğe çok yakın şekilde hazırlanmış yapay bir hapishaneye 24 tane üniversite öğrencisi alındı. Öğrenciler iki gruba ayrıldı; mahkum ve gardiyan şeklinde… Profesör Zimbardo, gönüllülere haber vermeksizin onların rollerini belirledi. Stanford Üniversitesi Psikoloji departmanın bodrum katına yapay bir hapishane kuruldu. Her şey olabildiğince gerçekçi hazırlanmıştı. Hücreler, gardiyan odaları ve mahkum odaları olabildiğince gerçek hapishanelerdeki detaylara kadar dikkat edilmişti. Mahkum rolündekilere verilen talimatları yerine getirmeleri emredildi. Gardiyan rolündekilere ise mahkumlar üzerinde baskı kurmaları ve sert davranmaları emredildi. Ancak kesinlikle şiddete başvurmamaları konusunda uyarıda bulundular.
Gardiyanlara gardiyan kostümleri giydirildi, ellerine ise tahta sopalar verildi. Hatta mahkumlarla göz teması kurmasınlar diye aynalı güneş gözlükleri bile verildi. Mahkumlar ise gerçekçi olması için üzerlerinde gardiyanların onlara seslenebilmesi için numaralar verildi, ayaklarına zincir bağlandı.

Deney 17 Ağustos 1971 günü resmi olarak başladı. Gönüllüler deney ortamına alışabilmeleri için Palo Alto polisiyle anlaşıldı. Zimbardo’nun emriyle birlikte mahkum olarak belirlenen gönüllüler, onların haberi olmaksızın evlerinden soygun suçundan dolayı tutuklanarak polis karakoluna götürüldü. Götürüldükleri karakolda parmak izleri alınıp, fotoğrafları çekildi. Daha sonra, mahkumlar polis araçlarına konulup deneyin gerçekleşeceği hapishaneye sevk edildi. Hapishane ortamı mahkumlar için oldukça rahatsız ediciydi; dar alana kurulmuş 3 kişilik hücrede kalacaklardı.
Deneyin birinci günü başladı. Gardiyanlar, Zimbardo’nun verdiği talimatları eksiksiz uyguluyorlardı. Kendi aralarında kuralları vardı, belirli aralıklarla gruplar halinde vardiyalı şekilde çalışıyorlardı. Birinci gün oldukça normal geçti. Mahkumlar verilen emirleri eksiksiz yerine getirmeye başladı ama daha ilk günden mahkumlar arasında huzursuz bir ortam oluşmuştu.
Deneyin ikinci gününde ise işler değişmeye başladı. Mahkumlar huzursuzluktan dolayı, gardiyanların emirlerini reddetmeye başladılar. Hatta, ilk hücrede kalan mahkumlar isyan durumuna geçtiler.
Hücrenin önüne yataklardan oluşan bir barikat yaptılar, gardiyanların geçmesine izin vermediler. Gardiyanlar bu isyan karşısında ilk günkü gibi sakin kalamadılar, tepkilerini sert şekilde vermeye başladılar. Deneyin sonra ki günlerinde her şey daha da kötüleşmeye başladı. Aradan birkaç gün geçmesine rağmen gönüllüler rollerine daha çok uyum sağlıyorlardı. Her gardiyan zaman geçtikçe daha acımasız, mahkumlar ise daha isyankâr ve depresif bir hale bürünüyorlardı.
Günler ilerledikçe deney korkunç bir hal almaya başladı. Gardiyanlar, mahkumlar karşısında daha otoriter ve baskıcı olmak için her türlü psikolojik kontrol taktikleri ve cezalar denemeye başladılar. Örnek verecek olursak; isyana katılan mahkumlara nazi kamplarında uygulanan şınav cezası gibi cezalar veriliyordu, hücrelerindeki battaniyeler alınıp soğukta uyumaya zorlanıyorlardı. İsyana katılmayan mahkumları ise başka hücrelere alarak, iyi davranarak ödüllendiriyorlardı.
Bu olaylar herkesi çok etkiledi. Buna deneyi yöneten Profesör Zimbardo da dahildi. Kendisi hapishanede müdürlük görevi üstlendiğinden dolayı yaşanan her olaya şahit olmuştu, emirleri bizzat kendisi veriyordu. Zimbardo, gönüllülerin toplumun onlara verdikleri rolleri kabullendiklerini, şiddete ve vahşete olan eğilimlerini açık bir şekilde görmüştü.
Zimbardo başta ne yapacağını bilemedi. Çünkü olaylar artık iyice çığrından çıkmıştı. Deneyin başladığı günün üzerinden sadece üç gün geçmesine rağmen “8612” numaralı mahkum, Zimbardo’nun tabiriyle “çılgınca tavırlar” sergilemeye başlamıştı. Durumu fark eden Zimbardo ve asistanları, 8612 numaralı mahkum gönüllüsünü salma kararı almışlardı. Zimbardo mahkuma olanları şu şekilde anlatıyordu:
“8612 numaralı mahkum delice davranmaya başladı; bağırıyor, çağırıyor, çığlık atıyor, küfrediyor ve kontrolsüz öfke nöbetleri geçiriyordu. Onun gerçekten bu psikolojik durumda olduğunu kabul etmemiz epey bir zaman aldı ve sonunda onu salma kararı aldık.”
Zimbardo, gardiyanların artık sapkınlık derecesine varan acımasız cezaları ve şiddet eğilimli davranışlarının artması; diğer yandan mahkumların psikolojilerinin bozulmasından dolayı, deney on dört gün sürmeden altıncı günde sonlandırdı.
Deneyin sonucunda, şiddete meyilli olmayan gardiyanların acımasız ve sadist bir kişiliğe büründüğünü, mahkumların ise kontrolsüz baskı ve gördükleri şiddetten dolayı içe kapanmaları görüldü.
Kontrolsüz denetimin ve baskının insanlar üzerindeki yıkıcı etkilerini bu deney sayesinde öğrenmiş olduk. Stanford hapishane deneyi psikolojik deneylerin en meşhurudur. Birçok eleştiri almasına rağmen insanları etkilemiştir. Hatta beyaz perdeye bile uyarlanmıştır; 2010 yapım The Experiment, 2015 yapımlı The Standford Experiment filmlerini buna örnek verebiliriz.
Toplum tarafından atfedilen rollere içgüdüsel olarak nasıl uyum sağladığımızı; bu rollerin, insani duygularımızı negatif yönde değiştirdiğini söyleyebiliriz.
Kaynakça:
P. Zimbardo. The Power And Pathology Of Imprisonment.







Bir Cevap Yazın