
Birkaç gün önceki uçak yolculuğum esnasında bebeklerin hayatlarının ne kadar kolay olduğunu düşünürken buldum kendimi. Hiçbir sorumlulukları olmadığı gibi hiçbir ihtiyaçlarını kendileri karşılamıyorlardı ve bu durum yetişkinlikte boğuştuğumuz zorluklar düşünüldüğünde çok adaletsiz görünüyordu. Tamam, belki her yetişkin bir zamanlar bebekti ve bebeklik haklarını doldurmuştu; ama bu kadar da olmamalıydı yani. Her neyse, sonuçta ne kadar itiraz etsem de kimsenin bebeklere fatura ödeteceğini, bırakın faturayı, temizlik yaptıracağını bile sanmıyorum.
Meseleye bu bir parça mizahi bakış açısıyla baktığımızda bebeklerin, tabii beraberinde çocukların, el üstünde tutulduklarını düşünmemiz işten bile değil, ancak el üstünde oldukları kadar ayak altında da büyüyor olabilirler. Günün sonunda ev içinde olup bitenlerin, çocuğa/bebeğe ayrılan ilgi, zaman ve kaynakların takip edilmesi şüphesiz ki mümkün değil. Bu durum da onu bazen ters giden olayların kaçınılmaz nesnesi haline getirebiliyor. Şimdi birlikte düşünelim: Her birimiz bir zamanlar çocuk olduğumuza ve çocuklar alışageldiği, bazen problemli olabilen davranışlara itiraz etmeyi bilmediğine göre; bizler de zamanında bu “ters” deneyimleri tatmış olabilir miyiz?
Birebir çevirisi “Adverse Child Experiences” olan, “olumsuz çocukluk deneyimleri” şeklinde tercüme edebileceğimiz bu deneyimler çok geniş bir yelpazeye sahip. Konunun içeriği fiziksel, cinsel veya duygusal istismar davranışlarından fiziksel ve duygusal ihmale kadar uzanıyor. Bu konuda ilk kez yapılan ve kapsamlı CDC-Kaiser araştırmasında katılımcıların yüzde 10’undan fazlasının en az 4, yüzde 60’ından fazlasının en az 1 olumsuz çocukluk deneyimi yaşadığı gösterildi. Kısacası gayet yaygın oldukları söylenebilir.

Tanımına ve kapsamına dönecek olursak; olumsuz çocukluk deneyimleri, kişinin sağlığı ve iyilik hali üzerinde süreğen negatif etkilere neden olabilecek travmatik olaylar, olarak tarif edilebilir. Bu anlamda biraz önce bahsettiğim gibi olumsuz davranışların yanı sıra, çocuğun gelişimine zararlı olacak bir çevrede yaşanması dahi bu kapsama girebilir. Tabii bu davranışlar bilimsel araştırmalarda kullanılabilmesi bakımından geçerlik- güvenilirliği yapılmış, sınırları net ölçeklerle sorgulanıyor; şu an bu ölçeğin tamamından bahsetmeyeceğim ancak özellikle çoğumuzun aile ortamında rastlayabileceğimizi düşündüğüm, belki de bize normal gelen davranışlardan bazılarını örneklendireceğim. (Bu bazılarımız için tetikleyici olabilir.)
Örneğin ebeveynlerinizden birinin sizi korkutacak şekilde konuşması, hakaretvari sözler sarf etmesi, sizi fiziksel zarar göreceğinize dair endişelendirmesi puanlamaya dahil edilen, duygusal istismar kategorisi davranışlarında yer alıyor. Ebeveynlerin boşanmışlık hali, ev halkından birinin depresyon dahil olmak üzere zihinsel bir rahatsızlığa sebep olması ayrıca ölçekte yer almakta. Son olarak belirtmek istediğim beni gerçekten çok şaşırtan bir nokta var: Ailenizde size kendinizi özel ve güvende hissettiren birilerinin yokluğu, aile kavramının size destek ve güç vermiyor oluşu, aile üyelerinin birbirine yakın hissetmemesi de duygusal ihmal kategorisinde değerlendiriliyor. Ülkemizde kaç ailenin böylesi bir sınavdan geçer not alabileceğini merak ediyorum doğrusu. Farklı çalışmalarda bu olumsuz deneyimlerin sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölge ailelerinde görülebildiği gibi iyi eğitimli, “beyaz” ailelerde de gözlemlenebildiği gösterilmiş. Yine çalışmalarda ifade edilen vurucu noktalardan biri, çocukların aslında yaşadıkları deneyimleri ebeveynlerinin de çocukluklarında yaşamış olduklarının farkında oldukları. Örneğin Philadelphia’dan bir annenin çocuğuna, “Sana hiçbir şey öğretmeyeceğim, çünkü benim yaşadığım şeyleri yaşamanı istemiyorum.” dediği kaydediliyor, aslında bu sözler üzerine düşünüldüğünde, bazen ebeveynin kendisinin de sevginin ne olduğunu bilmediğini ifade ediyor.
Bütün bu yürek burkan detaylar göz önünde bulundurulduğunda, çoktan olup bitmiş bu olayların neden bir önem arz ettiğine anlam veremiyor olabilirsiniz. Dışarıdan bakıldığında önemsiz görünebilse de bu deneyimlerin insan vücudunda erişkinlikte de ortaya çıkan ciddi sonuçları mevcut. Endokrin problemlerden bağışıklık sistemi problemlerine, psikiyatrik rahatsızlıklardan kalp krizine kadar türlü hastalıklara davetiye çıkardıkları çalışmalarca ispatlanmış. Özel olarak belirtmek gerekirse; en az 4 adet olumsuz çocukluk deneyimi yaşamış kişilerin kalp krizi riskinin 2 kat, iş ilişkili problemlerle karşılaşması riskinin 3 kat, klinik depresyon geçirme riskininse 6 kat arttığı gösterilmiş. Bununla da bitmiyor, hafıza ve zihinsel işlevler üzerinde de olumsuz etkileri var. Vücudu sürekli alarm halinde tuttuklarından stres hormonu olan kortizol düzeylerinin sürekli yüksek kalmasına ve bağışıklık sisteminin baskılanmasına yol açıyorlar. Üstelik 3 aylık bebeklerde bile bu stres düzeylerinin anormal gen aktivitelerini tetiklediği gösteriliyor. Son olarak Amerika menşeili bir çalışmada 6’dan fazla olumsuz çocukluk deneyimine sahip kişilerin ortalama ömürlerinin 20 yıl kısa olduğu sonucuna varılmış.
Bu kadar kötü haberden sonra isterseniz çözüm için neler yapabileceğimize de bir göz atalım. Tabii ki bu deneyimlerin yakından gözlemlenmesi ve önlenmeye çalışılması en doğru yaklaşım olacaktır. Bunun yanı sıra bu çocuklar ve gençler için spor grupları, gençlik kulüpleri veya güven veren birilerinin desteği gibi sosyal destek unsurlarının çok önemli olduğu belirtiliyor. Bu aktivitelerin katkısıyla çocuk ve gençlerin psikolojik esneklik/dayanıklılıklarının artacağı düşünülüyor. Bunun yanı sıra tepkisizlik, anda kalmak, odaklanmak ve yargılamamak ögelerini içeren mindfulness yaklaşımının çocuk ve gençlere kazandırılmasının hem zihinsel, hem fiziksel hem davranışsal olumlu çıktılarının olduğu belirtiliyor. Aslına bakılırsa mindfulness’in bu deneyimleri yaşamayan kişilere de faydalı olduğu düşünüldüğünde, okullarda öğretilmesi son derece iyi olabilir. Özellikle ebeveynlerin daha mindful olması şüphesiz bu deneyimleri yaşayan çocukların stres düzeylerini de düşürecektir.
Sözün özü, belki farkındaydık belki de değildik; hepimiz çocukken hak etmediğimiz davranışlara maruz kalmış olabiliriz. Onların olumsuz sonuçlarından korunmak için daha dayanıklı/esnek bir ruh yapısına kavuşmaya çalışmak ise bizim elimizde.
Kaynakça:
- doi.org/10.1016/j.paed.2017.12.008
- https://www.pacesconnection.com/g/george-aces-connection/fileSendAction/fcType/0/fcOid/503334697801878691/filePointer/503334697801878709/fodoid/503334697801878704/ACE_Fact_sheet-Aug_2020-final.pdf
-Taha Özulucan







Bir Cevap Yazın